Facebook Bizi Şişmanlatıyor!

Sosyal medyayla obezite arasında ortaya çıkan ilişki sizi şok edecek! Sosyal medya bizi şişmanlattığı gibi, obezite mücadelesinde pozitif rol de üstlenebilir.

Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, ortalama bir Facebook kullanıcısının gününün yaklaşık 40 dakikasını internette geçirdiğini söylüyor. Öte yandan, Amerikalıların sadece % 20’si CDC tarafından önerilen 21 dakikalık günlük egzersiz önerisine uyuyor. Sosyal medyayla obezite arasında ortaya konan yeni bağlantı ise sarsıcı..

PEW Research Internet Project raporuna göre, ABD’de erişkinlerin % 87’si internet kullanıyor. Aynı kuruluşun raporuna göre 2013’de online erişkinlerin % 71’i Facebook kullanıcısı. 2012’ye göre artış % 4.

Nüfus oranlarına göre bu rakamlar 211 milyon kişinin internet kullandığı, 149.8 milyon kişinin ise Facebook’ta olduğu anlamına geliyor. Bu insanların sadece % 20’si günde en az 21 dakika egzersiz yapsaydı, bu 119.8 milyon erişkinin Facebook’ta gezinmek yerine telefonlarını veya bilgisayarlarını bırakıp dışarıya çıkması anlamına gelirdi.

Yine rakamlara bakacak olursak, Amerikalı erişkinlerin üçte ikisi fazla kilolu, üçte birden fazlası ise obez. Son 30 yılda çocuk obezitesi ikiye, ergen obezitesi ise dörde katlandı. 1980’de çocukların % 7, ergenlerin ise % 5’i obezken, 2012’de bu sayılar % 18 ve % 21’e fırladı. Dahası, 2012’de çocuk ve ergenlerin üçte biri fazla kilolu veya obez hale gelmiş durumda.

ABD’de yapılan bir başka araştırmaya göre Facebook’ta uzun bir arkadaş listesine sahip olan kişiler sosyalleştikçe kendisini iyi hissediyor. Bu nedenden dolayı mutlu olan kullanıcılar kontrollerini kaybedip kendilerini yemekle ödüllendiriyor.

ABD’de 500 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada Facebook’taki arkadaş listesi kalabalık olan kişiler çok insanla iletişim kurunca kendilerini mutlu hissediyor.

Mutlu olan kullanıcılar da kendilerini şımartmak için para harcamaya ve ihtiyacından daha çok yemek yemeye başlıyor.

Günümüz dünyasında ne yazık ki dijital medya veya TV kanallarından çocuklara dışarı çıkıp oyun oynamalarını önerir hale geldik. Örneğin Nickelodeon dünya çapında Oyun Günü olarak belirlediği plan gereğince 12’den 15’e kadar tüm website ve kanallarını kapatıyor. Bu kanalları açtığınızda renkli bir ekranda “Ayağa kalk, dışarı çık ve oyna!” sloganıyla karşılaşıyorsunuz. Fonda ise bir oyun alanında neşeyle gülen ve bağrışan çocukların seslerini duyuyorsunuz.

Sosyal medyanın bir şeyler paylaşmak ve yeni şeyler öğrenmek için inanılmaz derecede güçlü bir aygıt olduğu neredeyse herkesin bildiği bir şey. O halde, dezavantaj gibi görünen bu durumu avantaja çevirebilir ve sosyal medyayı yine kendi yarattığı tahribatı önlemekte kullanabiliriz. Bunun yolu, öncelikle bu tarz makalelerin artmasından ve paylaşılmasından geçiyor.

İnsanlar genellikle kendilerine zarar verdiğini farkedene kadar davranışlarını değiştirmeye direnirler. Çoğumuzun günde 1 saatten fazla zamanını Facebook ve benzeri sitelerde geçirmesi, temelde zamanın daha iyi geçirilebileceği fikrini atlamaktan kaynaklanır.

Öte yandan, sosyal medyada olumlu mesajlar paylaşan bir çok hesap ve destek grupları da vardır. Bunlar nasıl daha sağlıklı beslenebileceğimiz veya günlük yaşamımızı nasıl daha aktif hale getirebileceğimiz hakkında ipuçları paylaşırlar. Obezite Destek grubumuzun temel misyonlarından biri de budur. Bu tarz Facebook grupları, Twitter hesapları ve Instagram kişilerinin takibedilmesi, vücudunuz hakkında bilmediğiniz bazı şeyleri öğrenmek ve vücudunuza nasıl daha iyi davranabileceğinizle ilgili fikir edinmek için bir fırsat sağlar.

Araştırıldığında, obeziteden muzdarip kişilerin sosyal medya hesaplarının da genellikle yeme-içme odaklı paylaşımlarla dolu olduğu görülecektir. Hatta obezite cerrahisi geçirdikten sonra bile, tüketilmemesi gereken gıda veya içeceklerle dolu fotoğraflar paylaşan birinin, kilo verme mücadelesinde başarılı olamayacağı neredeyse baştan bellidir. O nedenle, sosyal medyanın günlük seçimlerimizde çok büyük bir rol oynadığını daima aklımızda tutalım. Sosyal medya aktivitemizin obezite mücadelemizde pozitif ya da negatif etkide bulunması seçimlerimize bağlıdır. Yeme odaklı hesaplar veya gruplar yerine, sağlıklı yeme ve yaşam tarzı önerilerinin paylaşıldığı grupları izlemek ve çeşitli hobilerimizle ilgili sayfalarda vakit geçirmek kilo verme başarısını kesin olarak etkileyecektir.

Londra Imperial College tarafından yapılan ve Health Affairs dergisinde yapılan bir çalışmaya göre, sosyal network programları kilo verme konusunda fayda sağlamaktadır. Facebook ve Twitter gibi mecralarda cerrah ve klinisyenler tarafından yönetilen gruplar ve hesaplar, hastaları kilo verme konusunda cesaretlendirmekte ve motive etmektedir.

Sosyal medyanın diğer metodlara avantajı hem ekonomik bir paylaşım sağlaması, hem de klasik yöntemlerle (destek grupları, destek toplantıları) her gün kolayca izlenebilmekte olmasıdır. Bir topluluğun parçası olma hissi ve kilo verdikçe takdir edilme, obezite mücadelesinde pozitif motivasyon sağlamaktadır. Bu sayede hastalar herhangi bir ücret veya yolculuk külfetiyle karşılaşmazken, doktorlar da pek çok hastaya aynı anda destek sunabilmektedir.

Geçtiğimiz günlerde Amerikan Kalp Vakfı sosyal medyanın sağlıklı davranış kalıplarının promosyonu için umut vadeden bir ortam olduğunu kabul eden bir bildirim yayınlamıştır. Sosyal medya sadece kilo vermeye motive etmekle kalmamakta, aynı zamanda hastaların daha proaktif olmalarına ve tedavilerinde daha fazla sorumluluk üstlenmelerine destek olmaktadır. Elbette bu, obezite salgını için tek çözüm stratejisi değildir, ancak bir tedavi komponenti olarak faydalanılabilir.