İnsülin Direnci Nedir?
 
İnsülin pankreas beta hücrelerinden salgılanan bir hormondur. Pankreas tarafından kana salınarak tüm vücuda ulaşır. Vücutta pek çok görevi olan bir hormondur. Etkilerinin çoğunluğu karbonhidrat, yağ ve protein metabolizması ile ilgilidir. Ayrıca büyümenin düzenlenmesi de dahil olmak üzere,hücreler üzerinde etkilidir.
 
İnsülin direnci vücuttaki hücrelerin insülinin etkilerine karşı duyarsızlaşmasından ibaret bir durumdur. Sonuç olarak, normal miktarlarda insüline direnç oluşur, aynı etkiyi sağlamak için daha yüksek düzeylerde insülin gerekir. Direnç vücudun kendi insülinine karşı ya da dışarıdan verilen insüline karşı oluşabilir.
 
İnsülin Direncine Neler Yol Açar?
 
İnsülin direncine yol açabilen pek çok faktör vardır ve güçlü bir genetik faktörün var olduğu düşünülmektedir. Ek olarak aşağıdaki durumlarda da insülin direnci gelişebilir:
 
-Metabolik sendrom
-Obezite
-Gebelik
-Enfeksiyon veya ciddi hastalık
-Stress
-Steroid grubu ilaç kullanımı
 
İnsülin Direnci İle Diabet Arasındaki İlişki Nedir?
 
Tip 2 diabet, yaşamın ileri evrelerinde ortaya çıkan diabet türüdür. İnsülin direnci yıllar içinde Tip 2 diabet gelişimini tetikler. Tip 2 diabet gelişen bireylerde uzun yıllar boyunca glukoz ve insülin düzeylerinin normal kaldığına, derken bir noktada insülin direncinin geliştiğine inanılmaktadır. Bu noktada yüksek insülin seviyeleri, santral obezite, kolesterol anormallikleri ve yüksek kan basıncının sıklıkla bağlantılı olduğu bilinmektedir. Hastalık proçesinin bu derecesine metabolik sendrom denilmektedir.
 
İnsülinin etkilerinden biri de, özellikle kas ve yağ hücrelerinde glukozun kullanımını sağlamaktır. Bu, insülinin kandaki glukoz seviyelerini kontrol etme mekanizmalarından biridir. İnsülin bu etkiyi hücrelerin yüzeylerindeki insülin algaçlarına bağlanarak yapar. İnsülinin bu hücrelerin "kapısını çaldığını" düşünebilirsiniz. Hücreler "kapı çalındığında" açılır, glukozu içeri alır ve kullanırlar. İnsülin direnci geliştiğinde kaslar "kapı sesini" duymaz hale gelirler ve pankreas da bu durumu daha fazla insüline ihtiyaç olduğu şeklinde yorumlar. Bu, daha fazla insülin salgılanmasına ve "kapının daha şiddetli çalınmasına" yol açar.
 
Hücrelerin direnci zaman içerisinde giderek artar. Pankreas, bu direnci aşacak düzeyde insülin üretebildiği sürece kan şekeri düzeyleri normal olarak kalır. Pankreas yeterli insülin üretemez hale geldiğinde kan şekeri düzeyleri artmaya başlar. Bu başlarda öğünlerden hemen sonra olurken, giderek açlıkta da yükselmeye başlar. Bu noktada Tip 2 diabet gelişmiştir.
 
Hangi Tıbbi Durumlar İnsülin Direnci İle İlişkilidir?
 
Metabolik sendromun abdominal obezite, insülin direnci, yüksek kan basıncı ve artmış kolesterol düzeyleriyle ilişkisi olduğu gibi, pek çok tıbbi durum da, özellikle insülin direnci ile ilişkilidir. İnsülin direnci bu durumların bazılarının sebebi olabilir, fakat çoğu henüz kanıtlanamamıştır. İnsülin direnci ile ilişkili medikal tablolar şunlardır:
 
-Tip 2 Diabet: Aşikar diabet insülin direnci varlığının ilk işareti olabilir. Bu durum diabet gelişmeden uzun yıllar önce gelişmekle birlikte, düzenli doktor takibinde olmayan hastalarda insülin direnci Tip 2 diabet olarak ortaya çıkabilir.
 
-Karaciğer Yağlanması: Karaciğer yağlanması insülin direnci ile ciddi düzeyde ilişkilidir. Karaciğerde yağ depolanması insülin direncinin yol açtığı lipid kontrol bozukluğunun bir belirtisidir. Yağlı karaciğer orta ya da şiddetli insülin direnci ile ilişkili olabilir. Yeni çalışmalar karaciğer yağlanmasının karaciğer sirozu ve hatta karaciğer kanserine yol açabildiğini göstermiştir.
 
-Damar Sertliği: Ateroskleroz olarak da bilinen bu durum, orta ve geniş çaplı atardamarların ilerleyici duvar kalınlaşmasıdır. Koroner kalp hastalığı, kalp krizi, inme ve çevresel damarsal hastalıklara neden olabilir. Ateroskleroz için diğer risk faktörleri kötü kolesterol (LDL) seviyelerinin yüksekliği, yüksek kan basıncı, sigara içiciliği, diabet ve aile öyküsüdür.
 
-Cilt Lezyonları: Skin tagların artması ve akantozis nigricans olarak bilinen, özellikle ense ve koltuk altı gibi bölgelerde deride kalınlaşma ve koyu renkle seyreden durum, oluşum mekanizması bilinmemekle birlikte insülin direnci ile doğrudan ilişkilidir.
 
-Kadınlarda Üreme Anomalileri: Güç yumurtlama, kısırlık, düzensiz adet, adetin kesilmesi gibi üreme sistemi ile ilgili anormallikler görülebilir. Erkeklerde insülin direnci ile ilişkili bilinen bir üreme anomalisi yoktur.
 
-Polikistik Over Hastalığı: Genç kadınları etkileyen bir hormonal problemdir. Adet düzensizliği veya adetlerin olmaması, obezite ve artmış kıllanma ile seyreder.
 
-Hiperandrogenizm: İnsülin direncinde ortaya çıkan ve overlerden salgılanan erkeklik hormonlarının yüksekliği polikistik overde rol oynayabilir. Bağlantının nasıl olduğu bilinmemekle birlikte, insülin direnci anormal ovaryal hormon üretimine neden olmaktadır.
 
Kimler İnsülin Direnci İçin Risk Altındadır?
 
Aşağıdaki kişilerde insülin direnci gelişimi riski artmıştır:
 
-Fazla kilolu, BMI değeri 25 ve üzerinde olanlar
-Bel çevresi 101 cm'den fazla olan erkekler, 89 cm'den fazla olan kadınlar
-40 yaş ve üzerindekiler
-Latin Amerikalı, Afrikan Amerikalı veya Asya-Amerikalılar
-Yakın akrabalarında Tip 2 Diabet, hipertansiyon veya ateroskleroz olanlar
-Gebelik diabeti gelişenler
-Yüksek kan basıncı, yüksek kan trigliseritleri, düşük HDL kolesterolü veya aterosklerozu olanlar
-Polikistik over hastalığı olanlar
-Acantosis nigricansı olanlar
 
İnsülin Direnci Tanısı Nasıl Konur?
 
Bir hekim detaylı öykü, fizik muayene ve risk faktörlerini belirleyen laboratuar testleri ile insülin direnci olan hastayı kolayca saptayabilir. İnsülin rezistansı tanısının kesinleştirilmesi için öglisemik insülin klamping veya intravenöz tolerans testi gibi çok sofistike testler de yapılabilir. Ancak bunlar pahalı ve hasta yönetiminde gereksizdir, sadece araştırma amacıyla kullanılırlar. Genel klinik pratikte açlık insülin düzeyleri ile kan seviyeleri hekime diabetik olmayan bir hastada insülin direnci olup olmadığının ipuçlarını verir.   
 
İnsülin Direnci Nasıl Tedavi Edilir?
 
İnsülin direnci iki yolla tedavi edilir. Öncelikle insülin gereksinimini azaltmak, sonra hücrelerin insüline duyarlılığını arttırmak.
 
Yaşam Tarzı Değişiklikleri
 
İnsüline olan ihtiyaç diyeti değiştirerek, özellikle de diyetteki karbonhidratları azaltarak düşürülebilir. Karbonhidratlar vücuda alındıktan sonra en düşük komponentleri olan şekere parçalanırlar. Bazı karbonhidratlar diğerlerinden daha çabuk parçalanır ve daha hızlı emilir. Bunlara yüksek glisemik indeksli gıdalar denir. Bu karbonhidratlar kan glukoz seviyelerini daha hızlı yükseltir ve kan glukozunu kontrol etmek için daha fazla insülin salgılanmasına yol açarlar. 
 
İşlenmemiş şekerler, beyaz ekmek, işlenmemiş mısır ve patates ürünleri, donatlar, cipsler, patates kızartması yüksek glisemik indeksli gıdalara örnektir. Tam tahıllı ekmekler, bulgur, baklagiller, brokkoli, bezelye, havuç, fasulye gibi nişastasız sebzeler ise düşük glisemik indekse sahiptir. Yine de gıdaların glisemik indeksleri tüm öğünün kompozisyonu kadar önemli değildir.
 
Kilo verme ve aerobik egzersiz kan glukozunun kas hücrelerince alınmasını arttırır ve hücrelerin insüline duyarlılığını düzeltir. Diyet ve egzersiz diabet gelişimini % 58 azaltmaktadır. 
 
İlaçlar:
 
Metformin (Glukofaj): Diabet tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. Kan hlukoz düzeyini iki mekanizma ile kontrol eder. Karaciğerin kana glukoz salmasını engeller, kas ve yağ hücrelerinin insüline duyarlılığını arttırarak kandaki glukozu uzaklaştırmalarını sağlar. Bu etkileriyle kan insülin düzeylerini azaltır. İnsülin direncinde diabet gelişimini engellemede 
Metforminin diyet ve egzersize eklenmesi etkiyi arttırır. Metformin diabet gelişimini % 31 azaltır. Metformin doğru hastada kullanıldığında güvenilir bir ilaçtır. Sıklıkla iyi tolere edilmekle birlikte, sindirim sistemi ile ilgili yan etkileri olabilir.
 
Acarbose (Precose) barsaklarda şekerlerin emilimini azaltarak öğünlerden sonra insülin ihtiyacını düşürür. Diabet gelişimini % 25 azalttığı gösterilmiştir. 
 
Pioglitazone (Actos) ve Rosiglutazone (Avandia) gibi diğer ilaçlar da insülin duyarlılığını arttırırlar. Günümüzde, karaciğer toksisitesi nedeniyle rutinde kullanılmamaktadırlar. Avandia ayrıca kalp krizi ve inme risklerinde de artışa yol açtığından inceleme altındadır. Kullanımı FDA tarafından sadece diğer ilaçlarla kontrol altına alınamayan hastalara sınırlandırılmıştır. 
 
Op.Dr.Murat Üstün tarafından hazırlanmıştır. Kaynak belirtilmeden ve link eklenmeden alıntı yapılması durumunda yasal işlem yapılacaktır.
  
 
Ad * :    
Soyad * :    
Email :    
Yorum :