Yağ dokusunun enerji için pasif bir depo olarak görüldüğü geleneksel bakış açısı günümüzde geçerliliğini yitirmiştir. 1987’lerde yağ dokusu, seks steroidlerinin metabolize olduğu ve obez kemirgenlerde anlamlı derecede down-regüle olan adipsin’in sentezlendiği önemli bir doku olarak tarif edilmiştir. 1994 yılında leptin’in tanımlanması ile yağ dokusunun endokrin bir organ olduğu kesinlik kazanmıştır.
 

Günümüzde yağ dokusunun adipokinler olarak bilinen, lokal ve sistemik etkili çeşitli biyoaktif peptidleri sentez ve eksprese ettiği bilinmektedir. Sentez edilen ürünlere ek olarak yağ dokusunda, merkezi sinir sisteminde olduğu gibi gelen uyarılara yanıt verilmesini sağlayan reseptörler de bulunmaktadır. Böylelikle yağ dokusunun enerji depolama yanı sıra merkezi sinir sistemi de dahil olmak üzere uzak organlarla iletişim sağlayan bir metabolik mekanizma işlevi bulunmaktadır. Yağ dokusu bu etkileşimli bağlantılar sayesinde enerji metabolizması, nöroendokrin ve immün fonksiyonların düzenlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

 

Yağ dokusunun kaybı veya fazlalığı, birbirine zıt metabolik sonuçlar doğurmakta ve bu durum yağ dokusunun önemli endokrin fonksiyonları olduğunu göstermektedir. Obezite ya da özellikle viseral yağ dokusu artışı, insülin direnci, hiperglisemi, dislipidemi, hipertansiyon, protrombotik ve proinflamatuvar süreçlerle ilişkilidir. Obezitenin prevalansı ve neden olduğu metabolik sendrom olarak da bilinen hastalıklar salgın düzeyine yaklaşmıştır. İlginç bir bulgu olarak lipodistrofi veya yağ dokusu eksikliği de insanlarda ve kemirgenlerde metabolik sendrom benzeri bulgularla karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanında HIV tedavisinde kullanılan antiretroviral ilaçların kullanımındaki artış beraberinde lipodistrofi prevalansını da arttırmaktadır. Bu yolla yağ dokusu artışı ve kaybı zararlı metabolik sonuçlar doğurmakta, birtakım ağır tıbbi ve sosyoekonomik yükler getirmektedir.

 

Yağ dokusunun oldukça aktif metabolik ve endokrin bir organ olduğu açıktır. Yağ dokusunda yağ hücreleri dışında bağ dokusu matriksi, sinir dokusu, stromovasküler hücreler ve immün hücreler de bulunmaktadır. Her ne kadar yağ hücreleri leptin ve adiponektin gibi değişik endokrin hormonları salgılayıp eksprese etse de salgılanan birçok protein yağ dokusunun yağ hücresi olmayan kısmından kaynaklanmaktadır. Yine de bu bileşenler bir bütün şekilde işlev gördüğünden yağ dokusunu gerçek bir endokrin organ haline getirmektedir.


KAYNAK: doktorumonline.com