Gastroözofageal reflü hastalığı (GERD) mide içeriğinin hastanın yaşam kalitesini bozacak şekilde ve miktarda, aralıklı olarak özofagusa (yemek borusuna) geri kaçmasıdır. GERD gastroözofageal bileşkenin sapan şeklindeki kas yapısının gerilmiş ve incelmiş hale gelmesiyle ve His açısı denilen açının kaybolmasıyla meydana gelir. His açısı yemek borusunun taban kesimi ile mide girişi arasındaki açıdır.

Sağlıklı bireylerde özofagusun alt kısmındaki doku mide girişinde geriye doğru katlanarak, midenin küçük kurvaturuna karşı bir valv gibi görev yapacak şekilde bir çift doku tabakası oluşturur. Bu valv yutkunma sırasında açılır, sonrasında ise mide içeriğinin özofagusa geri kaçmasını önleyecek şekilde kapalı kalır. Mide asidi, pepsin ve diğer enzimlerle kostik maddelerin reflüsü özofagusu kaplayan tek katlı yassı epiteli irrite ederek, özofagus mukozasının erozyon ve ülserasyonuna yol açar

Sonuç olarak, reflüsü olan bireylerin yaklaşık % 10’unda tek katlı yassı epitel hızla ve ilerleyici şekilde silindirik, yani barsak mukozasına benzer epitele dönüşür. Özofagusta bu silindirik veya intestinal epitelin bulunması Barret Özofagus olarak adlandırılan, kanser öncülü bir durumdur ve % 10 oranında özofagus kanserine dönüşme riski taşır; ki bu genel populasyondan çok daha yüksektir.

Anatomi ve Fizyoloji:

GERD, antireflü bariyerinin ve onun temel bileşeni olan gastroözofageal valvin (GEV) yetmezliğinden köken alır. Son yıllarda GEV hakkındaki bilgilerimiz giderek artmıştır ve ilgi antireflü bariyerin en geniş elemanı olan alt özofageal sfinkter (LES) yerine GEV üzerine toplanmıştır. Sağlıklı bireylerde, özofagusun mideye girdiği yerdeki açı olan His açısı, hassas özofagus dokusunda yanık ve inflamasyona neden olabilecek olan duodenal safra, enzimler ve mide asidinin yemek borusuna geri kaçışını önleyecek şekilde sağlam bir valv oluşturur.

Geçmişteki endolüminal (yemek borusu içinden yapılan) tedaviler esas olarak LES üzerine odaklanmıştır. Ancak, sadece LES’e odaklanan endolüminal tedavilerin uzun vadede başarısız olması, Nissen fundoplikasyon gibi GEV’i yeniden oluşturan cerrahi yaklaşımların uzun vadede mükemmel etkinliğe sahip olduğu gerçeği ile birleştirilince; GEV’in belki de antireflü bariyerinin en önemli komponenti olduğu konusunda bir farkındalık meydana gelmiştir.

Araştırmacılar GEV’in dirençli yapısını ve sağlam GEV’in tek başına reflüyü önlemeye fazlasıyla yeterli olduğunu göstermişlerdir. Örneğin, kas tonusu veya LES basıncının olmadığı kadavralarda suyla doldurulan mide, reflü meydana gelmeden önce ruptüre olmuştur. (yırtılmıştır) [1] Bu da, GEV’in herhangi bir LES basıncının olmadığı durumlarda bile reflüyü durdurma gücünde olduğunu göstermektedir.

Reflüyü önlemede antireflü bariyerin doğru fonksiyonu GEV geometrisine bağlıdır. Sağlıklı bireylerde özofagusun alt kısmı, His açısını meydana gelecek şekilde midenin içine doğru uzanır ve 180-270 derecelik bir mukoza katlantısı meydana gelir. Bu kabartı normalde midenin küçük kıvrımına doğru kapalı kalır ve mide içeriğinin reflüsünü önler.

Kardiyanın (midenin üst kesimi) sapan şeklindeki kas tabakası gerildiği veya inceldiğinde, His açısı huni şeklinde bir yapıya dönüşür ve GEV kaybolur. Hiatal herniyle(mide fıtığı), mide dilatasyonuyla (genişlemesi), gebelik veya morbid obezite gibi nedenlerle batın içi basıncının sürekli artışı ile beraber veya tek başına GEV’in kaybı, reflüye direncin azalmasına yol açar. Bu nedenle antireflü cerrahinin temeli gastroözofageal anatomiyi normal geometrisine döndürmektir.

EsophyXTM cihazı kullanılarak uygulanan endoluminal fundoplikasyon (ELF) prosedürleri yemek borusu-mide bileşkesinin geometrisini restore eder ve GERD’i engellemek için zorunlu olan doğal, tek yönlü valv mekanizmasını yeniden oluşturur. Hiatal herni varlığı özofagusun asidle artmış temasına yol açar ve genellikle daha ağır GERD belirtileri ile bağlantılıdır. Hiatal herniler açılanmanın ortadan kalkmasına bağlı olarak özofageal kasılmaların etkinliğini azaltır ve sıklıkla diafragmanın(karın boşluğunu göğüs boşluğundan ayıran kas tabakası) üzerinde asid ortam gelişir. Bu durum, mide sıvılarının özofagusun alt ucuna sıçramasına izin vererek reflü olasılığını arttırır. Alttaki fotoğraflarda GEV mevcut değildir veya yüksek düzeyde yetmezlik mevcuttur. (Hill Evre III veya IV)

Reflünün Sonuçları:

Ağır veya kronik GERD’de regürjitasyon (geri kaçma) düzenli olarak gerçekleşir; asid, safra ve diğer mide içeriği sadece özofagusa değil, akciğerlere, ağza, farinkse ve buruna da kaçar. Bu nedenle GERD özofajit, kansızlık, peptik darlık, Barret özofagusu, kronik öksürük, astım, tekrarlayan bronşit, uyku bozuklukları ve en kötüsü de özofagus kanseri gibi çok çeşitli komplikasyonlara yol açabilir.

GERD ile bağlantılı atipik belirtiler boğaz kuruluğu, öksürük, larenjit, diş erozyonları, kulak ve burunda huzursuzluk, mide içeriğinin akciğerlere kaçması ile astım benzeri belirtilerdir. Bu atipik semptomlar tipik olarak ilaç tedavileri ile çözülemezler ve yeniden oluşmaları veya ilerlemelerinin durdurulması reflünün ortadan kaldırılması ile olur.

Tedavi edilmeyen GERD sekelleri çok iyi tanımlanmıştır ve yaşam kalitesini, hatta ileri vakalarda yaşam beklentisini anlamlı şekilde bozarlar. GERD’in erken evrelerinde hastalar sıklıkla kalp şikayetleri ile karıştırılabilen, göğüs duvarı arkasında yanma hissederler. Hastalık ilerledikçe gastroözofageal bileşke normal anatomisi antireflü bariyerin yemek borusunu asid reflüsünden koruma kapasitesini azaltacak şekilde değişir. Kostik mide içeriği özofagusa geçtiğinde özofagus dokusuna hasar verir ve özofajit olarak bilinen inflamasyona yol açar. Özofajit hızla kronik hal alabilir ve eğer hasar fazlaysa özofageal ülserler meydana gelebilir.

Özofageal ülserler bazen ağır olabilen kanamalara yol açabilir ve özofageal skarlaşmaya bağlı sorunlar yaratabilir. Bu skar dokusu özofagusun iç kısmında meydana gelir ve özofagusta striktür, yani daralmalara neden olabilir. Striktürler yutmayı güç ve ağrılı hale getirebilir ve sıklıkla normal özofageal geçişi sağlamak için çeşitli dilatasyon türleri veya cerrahi genişletme (myotomi) gerektirirler. Ek olarak striktürlerin tekrar oluşmasını önlemek için reflü mutlaka durdurulmalıdır.

GERD’in özofagus mukozası üzerindeki etkisi reflü epizodlarının sayısı, temas süresi, mide sıvısındaki pepsin ve asid içeriği ve özofageal kasılmalar gibi pek çok faktöre bağlıdır. GERD tedavi edilmeden bırakılırsa özofagusu kaplayan hücreler değişmeye başlayabilir ve mide veya barsak mukozasına benzer hal almaya başlarBu durum Barret özofagusu (BE) olarak bilinir.

GERD yokluğunda da görülebilmesine rağmen BE GERD’in ağır bir komplikasyonu olabilir ve bir kez oluştuktan sonra özofageal adenokarsinom riskini 30 ila 125 kat arttıran malign dejenerasyonua neden olabilir.[2] BE kanser öncülü bir durum olduğu için, hastalığın ilerlemesini takip etmek amacıyla düzenli endoskopik kontroller ve biopsiler gerekir.

Barret özofagustan adenokarsinoma ilerleme ortaya çıkarsa, gelişimi tipik olarak hızlıdır ve bir kez ortaya çıktıktan sonra tedavi edilmesi güçtür. İlaç tedavisi yüksek oranda kostik duodenal reflü de dahil olmak üzere, reflüyü durdurmadığından, GERD ile bağlantılı BE’un ilerlemesini de önlemez.[3] Bu nedenle, GERD semptomları görülür görülmez hastalar medikal değerlendirmeye alınmalı ve hekimleri tarafından önerilen tedavi ve izleme devam etmelidir.

Sosyo-ekonomik Etkiler:

GERD nadiren hayatı tehdit eden bir hastalık olmasına rağmen, genelde hastaların ailesini, arkadaşlarını, işverenlerini ve daha pek çok kişiyi kapsayan etkilere sahiptir. GERD kronik bir hastalık olduğundan direk ve indirek maliyetleri ciddi şekilde yüksektir. Günümüze kadar en sık uygulanan tedavi yöntemi olan ilaç tedavisi günlük tablet alımı, düzenli muayeneler, diyet kısıtlamaları ve diğer ciddi yaşam tarzı değişikliklerini içerir. Bu yaklaşımın mikro ve makro ölçekte bedelleri ciddidir.

Amerikan Gastroenteroloji Derneği GERD’in sadece birleşik devletlerdeki yıllık direk maliyetini 9.8 milyar dolar olarak tahminlemektedir. Değerlendirilmesi son derece güç olan indirekt maliyetler her yıl yaklaşık 13.8 milyar dolardır.[4] Hastalığın kronik doğasından ve farmasotik yaklaşımın sık tedavi gerektirmesi gerçeğinden ötürü, ilaç tedavisi total maliyetlerin % 64, hastane takipleri % 19, doktor ziyaretleri % 7 ve işgücü kaybı % 10’unu oluşturmaktadır. [5]

Mikroekonomik perspektiften bakarsak, GERD işverenlere direk ve indirekt bedel olarak hasta başına her yıl 3.441 dolara malolmaktadır. Bu, işgücü kaybı, verimliliğin azalması ve bizzat hastalığın tedavisi ile ilgili maliyetleri kapsamaktadır.[6] Bu bedeller bireyler ve işverenler için anlamlı bir yükü göstermektedir. GERD farmasotik yaklaşımla tedavi edildiğinde bu bedeller tipik olarak ömür boyu sürecektir.

Yaşam kalitesi açısından bakarsak; GERD’den muzdarip hastalar laparoskopik Nissen fundoplikasyonunu tercih ettiklerinde, ameliyatın 7-20 yıl sonrasına kadar neredeyse GERD’i olmayan bireylerin yaşam kalitesi skorlarına (HRQL) erişmektedirler. [7,8] Bu, günlük ilaç tedavisinin azaltılması veya tamamen bırakılması, normal uykunun restorasyonu, anksiyetenin azalması, psikolojik rahatsızlık ve bozuklukların azaltılması anlamına gelmektedir.

GERD Tedavi Seçenekleri:

GERD başlangıç tedavisi algoritmi yaşam tarzı değişiklikleri, reçetesiz ilaçlar (OTC) ve reçete ile satılan ilaçların kombinasyonundan oluşur. İlk muayenenin başlangıcında ekstraözofageal GERD belirtilerini ve diğer komplikasyonları saptayabilmek ve hastayı mümkün olan en düşük ilaç dozuyla başlatmak amacıyla kalitatif ve kantitatif belirleyenler saptanmalıdır. GERD ilaçları ile memnun olmayan, belirtileri devam eden veya yaşam tarzı değişiklikleri ile geleneksel tedavi rejimlerine uyum sağlayamayan hastalar için anatomik bir çözüm mevcuttur.

Yaşam Tarzı:

Yaşam tarzı değişiklikleri pek çok hastada GERD oluşumunu ve ağırlığını anlamlı biçimde azaltır ve genellikle tedavi prosedüründe genellikle uygun olan ilk seçenektir. GERD’in bilinen sebeplerinin çoğu direk olarak diyet, yaşam tarzı ve günlük aktivitelerle ilişkilidir. Bir hekimin takibinde pek çok hasta günlük aktivitelerini ve davranışlarını değiştirerek GERD belirtilerinin ortaya çıkışını ve ağırlığını azaltabilmektedir.

İlaç Tedavisi:

Proton pompa inhibitörleri (PPI) veya H2 reseptör blokerleri gibi ilaçlar asid temasına bağlı tipik GERD belirtilerini azaltır, fakat asidik olmayan veya alkali reflünün ve astım, öksürük, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (COPD) gibi atipik belirtilerin tedavisinde etkili değildir. Çünkü bu belirtiler asiditesine bakılmaksızın reflü içeriğinin mevcudiyetine bağlıdır. Motilite (hareket, kasılma) bozukluğu olan bazı hastalar için özofagus motilitesini ve kısmen de alt özofageal sfinkter tonusunu arttıran ve mide boşalmasını hızlandıran prokinetik ilaçlar da yararlı olabilir. İlaç tedavisi etkili olsa da ilaç tedavisi kesildiğinde belirtiler ve hastalık tekrar başlayacağından, hastalar ilaçlarını ömür boyu kullanmak zorundadır.

Tezgah Üstü İlaçlar (OTC):

Hafif ve komplike olmayan GERD’li bazı hastalar antasidler ve H2 reseptör antagonistleri veya daha sonrasında PPI’lar gibi OTC ilaçlarla uygun biçimde tedavi edilebilirler. H2 reseptör antagonistleri ve PPI’ların güçlü dozları sadece reçete ile temin edilebilirken, günümüzde düşük dozları ABD’de OTC olarak bulunmaktadır. Ülkemizde de bu yönde bir hazırlık sürdürülmektedir. OTC ilaçlar rastlantısal, hafif veya orta derecede GERD’i olan hastalar için kolayca erişilebilen ve palyatif (şikayetleri gideren) bir seçenektir. Pek çok OTC ilaç asidi nötralize ederek, gazı azaltarak, özofagus ve mide mukozasını kaplayarak işe yarar ve belirtileri azaltırlar. Bu ilaçlar kısa vadede belirtileri azaltmakta etkili olabilirler. Eğer GERD belirtileri devam ediyor veya kötüleşiyorsa, doktorunuza görünmeniz ve daha agressif bir yaklaşımın gerekli olup olmadığını belirlemeniz gerekmektedir.

Proton Pompa İnhibitörleri ve H2 Reseptör Blokerleri:

Reçete ile satılan ilaçlar pek çok hastanın GERD belirtilerinden kurtulmasını sağlar, fakat alkali ve diğer mide içeriğinin özofagusa geçmesini önlemez. PPI ve H2RA reçete edilen dozları midede üretilen asid miktarlarını azalttığından hafif ya da nükseden göğüs yanmasının effektif palyatif (şikayet giderici) tedavisinde uygun tedavi seçenekleridir.

Hem PPI, hem de H2RA ilaçlar mide mukozasının pariethal hücrelerinde asid salgılanmasını azaltırlar. Ancak, bu ilaçlar nötralize edilmiş asidin özofagus, akciğerler, ağız ve burun boşluğuna geri kaçmasını önlemezler. Ayrıca, safra, pepsin ve diğer enzimler gibi alkali ajanların reflüsünü de engellemezler. Mide dokusu kostik mide asidine dayanacak şekilde tasarlandığı halde, özofagus dokusu öyle değildir. Asid nötralize edildiği için yanmaya yol açmasa da, devam eden reflü özofagus dokusuna zarar verir. Diğer bir deyişle, ilaçlar GERD’in temel sebebi olan reflü ve regürjitasyonu önlemeden belirtileri tedavi ederler.

Ek olarak, hastaların % 10-20’si reçete edilen ilaçlara yanıt vermezler ve belirtiler sebat eder. İlaç tedavisi altında bile bazı hastalar fazla miktarda yediklerinde, gece geç saatlerde yediklerinde, alkol, kahve, gazlı içecekler içtiklerinde, yağlı gıdalar, çikolata, çilek veya baharatlı gıdalar yediklerinde belirtileri tekrarlar. Bazı hastalarda ise gece uykuyu bölen ve regürjitasyona bağlı belirtiler görülebilir. Hatta bazı hastalar gece reflü yaşadıklarında yastıklarında sarı bir akıntı (safra) lekesi bulurlar. “Sessiz aspirasyon” olarak bilinen bu durum GERD bağlantılı astımın bir nedenidir. Yatağın baş kısmını yükseltmek gece reflüsünü azaltmaya yardımı olabilecek bir seçenektir.

İlaçlardan fayda gören bazı hastalar zaman içinde ilaçların etkinliğinin azaldığını belirtebilir. Bu durumda hekim belirtileri kontrol edebilmek için ilaç dozunu yükseltebilir. Bazen, birkaç doz artırımından sonra belirtileri tekrar kontrol altında tutabilmek için başka bir grup ilaca geçmek gerekebilir. Çünkü vücut dengeyi sağlayabilmek için feedback mekanizmalarına sahiptir ve düşen asiditeyi arttırabilmek için asid sekresyonunu hızlandırır. Bu ffedback mekanizması zamanla PPI ve H2RA etkinliğinin azalmasından sorumlu olabilir. İlaçların yeterince etkili olduğu vakalarda bile belirtiler sıksa ilaçlar hergün alınmalıdır. İlaç kesildiği anda etkiler de kesilecektir. Bir dozun kaçırılması bile belirtilerin yeniden ortaya çıkmasına neden olabilir. Tedavinin başlangıcı ile belirtilerin kaybolması arasında gecikme de olabilir. Ağır GERD’li hastalarda belirtiler tedavinin başlamasından birkaç gün sonraya kadar devam edebileceği için bu problem yaratabilir.

Hangi Cerrahi Seçenekler Mevcuttur?

Açık ve laparoskopik cerrahi prosedürler çok etkilidir, fakat nispeten invazivdirler (müdahaleli), pahalıdırlar ve gaz-şişkinlik sendromu ve yutma güçlüğü gibi yan etkiler sıktır. Bu nedenle, ciddi GERD’i olan hastaların % 1’den azı tedavi için cerrahiyi seçmektedir. Tipik olarak, açık ve laparoskopik cerrahi yöntemler, yaşam stilini değiştirmeye çalışan,OTC veya ilaç kullanan, belirtileri neredeyse hergün ortaya çıkan ağır GERD’li hastalarda uygulanmaktadır. Açık ve laparoskopik cerrahi, hastalar için cerrahi risk taşır ve ağrı, yutma güçlüğü, geğirme veya kusma zorluğu gibi yan etkilere yol açabilir. Bu risklere karşın, GERD’in cerrahi tedavisi 50 yıldan uzun süredir uygulanmaktadır ve hastaların % 90’ından fazlasında etkilidir.

İlk kez 1951’de açık olarak uygulanan Nissen fundoplikasyonunun gastroözofageal bileşkenin doğal anatomisini rekonstrükte ettiği gösterilmiş olup; sadece belirtilerin ortaya çıkmasını azaltmamakta, aynı zamanda reflünün önlenmesi için zorunlu olan fiziksel koşulları da düzeltmektedir. 1990’ların başında, laparoskopik Nissen fundoplikasyon ameliyatı (LNF) gerçekleştirilmiş ve GERD tedavisi için en yaygın uygulanan cerrahi prosedür haline gelmiştir. [9, 10] LNF hiatal herniyi azalttığı gibi, gastroözofageal bileşkenin doğal anatomisini de yeniden oluşturmaktadır. Çalışmalarda LNF’nin yanmayı geçirmede % 75-90, öksürük, astım ve larenjiti düzeltmede % 50-75 etkili olduğu gösterilmiştir. [11]

Ek olarak, antireflü cerrahinin Barret metaplazisini engellemekte ilaç tedavisine üstün olduğu gösterilmiştir. [12] Kanser öncülü bir durum olan Barret metaplazisinin etyolojisinin (altta yatan neden), en iyi ARB’nin restore edilmesi ile önlenebilen, özofageal mukozal hasarlanmaya yol açan alkali duodenogastrik reflü olduğu gösterilmiştir.[13]

Açık ya da lapaoskopik Nissen, gastroözofageal valvi yeniden oluşturmak için doğal anatomide anlamlı değişiklikler yapılmasını gerektirir. Uygulama sırasında tipik olarak midenin fundusu (üst kısmı), kısa gastrik damarlar ve frenoözofageal membran disseke edilir. Ardından fundus yemek borusunun etrafından çevrilerek, distal (alt) özofagus ve gastroözofageal bileşkenin etrafında gevşek bir yaprak oluşturacak şekilde midenin ön yüzüne dikişlerle tutturulur. Komplikasyonları uzun süren yutma güçlüğü, gaz-şişkinlik sendromu, yara izleri ve nadiren akalazyadır. (Kalıcı yutma güçlüğü) Fundus kaybedilir ve geğirme imkansızlaşabilir. Ek olarak LNF, geri döndürülmesi çok güç olan kalıcı anatomik değişikliklere neden olur

LNF ile ilgili 5 yıllık bir çalışmada, 5 yıllık maliyet analizinde LNF’nin direk olarak prosedürle ilgili veya işe gitmeme gibi indirek bedeller nedeniyle PPI’lardan daha iyi olduğu gösterilmiştir. [14] LNF’nin etkinliği ve hayat boyu kullanılan ilaç rejimleriyle kıyaslandığında ekonomik kazanımları; LNF’yi taklit eden, fakat ameliyatsız uygulanan endolüminal GERD çözümlerine olan ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. GERD’e neden olan faktörlere yönelik ve ARB’yi restore edecek kalıcı anatomik değişiklikler sağlayan çözümlere ihtiyaç vardır.

Endolüminal (Lümen içi) Teknikler:

Günümüze kadar, GERD tedavisi için önerilen endolüminal teknikler üç metoddan birisiyle primer olarak bozulmuş antireflü bariyerin bir komponenti olan alt özofageal sfinkterin (LES) sağlamlaştırılmasına odaklanmıştı:

1- Radyofrekans vererek termal doku remodelizasyonu
2- Nonabsorbabl materyalin enjeksiyon veya implantasyonu
3- Endoskopik sütür tekniği ile LES seviyesinde özofageal doku plikasyonu

Bu eskiden tanımlanmış teknolojiler cerrahiyi taklit etmemektedir. Esophyx ise, aşağıdakileri başaran ilk transoral cerrahi prosedürdür:

- Hiatal herninin azaltılması
- Seroza-seroza birleşmesini sağlayarak kuvvetli bir antireflü bariyer ve valv oluşturulması
- Multipl doku yaklaştırıcılar kullanılarak çok sayıda sütür hattı oluşturulabilmesi
- Bireyin anatomisine göre değiştirilebilmesi

EsophyX TIF (Transoral Incisionless Fundoplication)(Ağız yolu ile kesisiz fundoplikasyon)

EsophyXTM TIF GERD tedavi prosedürlerinin evriminde üçüncü kuşaktır ve açık ve laparoskopik cerrahi prosedürlerin prensipleri temelinde geliştirilmiştir. EsophyX TIF hiatal herniyi azaltarak, His açısını yeniden oluşturarak ve gastroözofageal valvi yeniden oluşturarak, zamanla kanıtlanmış laparoskopik antireflü prosedürlere benzer yararlar sağlamaktadır. EsophyX TIF’in temel farklılığı ise ağız yoluyla uygulanan non-invaziv bir girişim olması, kesi gerektirmemesi ve doğal iç anatominin hiçbir kısmının disseke edilmemesidir.

EsophyX TIF GEV oluşturarak antireflü bariyerin restore edilmesini amaçlayan ve GERD tedavisini sağlayan bir cerrahi prosedürdür. GEV’i restore etmesine ek olarak EsophyX TIF proedürü:

- His açısını yeniden oluşturur
- Seroza-seroza birleşimini sağlar
- İntraabdominal özofagusu uzatır
- Hiatal herniyi azaltır

Antireflü cerrahinin prensiplerini simüle ederken, EsophyX TIF prosedürü vücuda yapılan girişimi azaltır, hızlı iyileşme sağlar , açık ya da kapalı cerrahiden çok daha kabul edilebilirdir. Cihaz çok sayıda doku yaklaştırıcı yüklenebilecek şekilde geliştirilmiştir ve böylece sağlam bir ARB valv oluşturulmasını sağlayabilir ve her hastaya ve anatomiye göre özelleştirilebilir. Preklinik çalışmalarda doku örnekleri EsophyX TIF prosedürünün seroza-seroza füzyonunu sağlayan bir valv oluşturduğunu kanıtlamıştır.

Ek olarak, frenoözofageal ligamentin de valvlerin içine alındığı ve valvi güçlendirip stabilize ederken, diafragmaya da tutturduğu gösterilmiştir. EU Faz II çok merkezli çalışmalarına göre, EsophyX TIF prosedürü ARS’de görülen disfaji ve gaz-şişkinlik sendromu gibi yan etkileri azaltmakta, ağrıyı en aza indirgemekte ve ARS ile kıyaslandığında hastane yatışını kısaltmaktadır. EsophyX TIF gastroözofageal bileşkenin ve antireflü bariyerin doğal anatomisini restore etmede son derece fizyolojik bir yaklaşımdır.

EsophyX TIF GERD tedavisinde cerrahi ve farmasotik yaklaşımlara bir alternatiftir. Cerrahi ile kıyaslandığında çok daha minimal invaziv olması ve anatomik onarım sağlaması sayesinde GERD’li hastaların tedavisinde anlamlı şekilde hızla yayılmaktadır. Transoral Incisionless Fundoplication (TIF) Gastroözofageal bariyeri ve GEV’i sağlıklı bireylerdeki anatomisine döndürmekte mekanik bir teknik sunmaktadır.

EsophyX FDA tarafından onaylanmış, CE belgesi almıştır. USA ve Avrupa Birliğinde kullanımı hızla artmaktadır. İstanbul'da ilk kez merkezimizde uygulanan bu yöntemle ilgili detaylı bilgi ve randevu için lütfen bizimle bağlantıya geçiniz.