Zayıflama, tedavi ve anti-aging için denetimsiz bitkisel yöntem ve ürünleri dini motiflerle pazarlayan ehliyetsiz kimseler, ünlerine ün katıyor. Bu alanda ciddi de bir rant var.Sebzelerle aldatma nasıl oluyor?

Haber: Adem Demir- Aslı Ortakmaç
Ağız yaralarından dolayı 3.5 yıldır tedavi görüyordum. Sonuç alamadım. İstanbul`dan gelen birinden Ermiş Aktar`ın adresini aldık. Oğluma telefonla bildirdim. O da Aktar`ın verdiklerini alıp gönderdi.

İki ay kadar kullandım. Hamdolsun iyileştim.` Kamile Sökü`ye ait olduğu iddia edilen bu el yazısı satırlar, Üsküdar`da bitkisel ürünler satan ve `Ermiş Aktar` diye tanınan Hüseyin Ermiş`in internet sitesinde yer alıyor. Oysa bu satırlardan kadının haberi dahi yok. Kamile Sökü`nün, mektupta iddia edildiği gibi tıbbın çare bulamadığı ağız yaralarından kurtulup kurtulmadığını öğrenmek için aradığımız oğlu Mehmet isyan ediyor: `Annem hiçbir zaman Ermiş`i görmedi.

Okuma yazma dahi bilmiyor ki mektup yazsın. Bunlar dolandırıcı, sakın inanmayın.` Mektubu, Ermiş`in bizatihi kendisi yazmış olabilir. Ancak Ermiş, bu konuda görüşünü almak için aradığımızda telefonu kapatıyor.
Tıp dışı yöntemlerle hastalıkları iyileştirdiğini, kilo verdirdiğini ya da gençlik iksirini bulduğunu iddia eden kimselerin kapısında şifa arayanlar çoğu kez can sıkıcı hikâyelerin kahramanı oluyor. Kimi pek çok doktor dolaştıktan sonra, kimiyse tıbbi çarelere hiç itibar etmeden, bitkisel özlü karaborsa reçeteler yazan -tıp eğitimi de almamış- bu kimselere başvuruyor.

Ermiş`in web sitesi ve benzerlerinde ağız yaralarından kısırlığa kadar çeşitli hastalıklardan muzdarip olduğunu ve sihirli bitkisel formüller sayesinde iyileştiğini anlatan yüzlerce kişinin hikâyesi var. Ama hikayelerin sahipleri arandığında hemen hiçbirinin bu mektuplardan haberdar olmadığı ortaya çıkıyor. Çeşitli otlar ve baharatlarla tedavi umudu dünyada her zaman ilgi gördü. Sadece İngiltere`de bu pazar 4,5 milyar doları buluyor. Tüketici profiliyse, dünyanın hemen her yerinde daha ziyade orta sınıftan orta yaştaki kadınlar. Türkiye`deyse son yıllarda bu profile İslami muhafazakâr insanlar da ekleniyor. Potansiyel müşterilerin dini hassasiyetini fark eden kurnaz girişimcilerin kullandığı dil de yeni trende göre değişiyor. Dolayısıyla TV kanallarında, magazin sayfalarında baş gösteren `modern zamanın Lokman Hekimleri` ya da `beslenme uzmanı` olarak tanıtılan şahısların ağzından Allah`ın lafızları, hadis ve dualar eksik olmuyor. Önerdikleri zayıflatıcı, iyileştirici reçeteler için hemen hepsi ya hadisleri ya da ayetleri referans gösteriyor ve ürünlerini `mucizevî` olarak tanıtıyorlar. Oysa İslam kaynaklarına göre mucizeyi sadece peygamberler gösterebiliyor.

Bu dini soslu diyet, genç ve sağlıklı kalma ya da tedavi yöntemlerinin yarattığı ekonomik hareket devasa boyutlarda. Beslenme Destek Ürünleri Üretici ve İthalatçıları Derneği(BESDESDER) Genel Sekreteri Müge Çakır, `sektördeki kayıtlı firmalar aracılığıyla yapılan ticaretin 150 milyon dolar` olduğunu söylüyor. Oysa İslam`a uygun sağlıklı beslenme ve zayıflama ürünlerinin çoğu ya aktarlarda ya da internet üzerinden satılıyor ve ruhsatlandırılmadığından pazar payının ne kadar olduğunu hesaplamak mümkün değil.

Çünkü, Besdesder`e kayıtlı üye sayısı sadece 20. Kayıtsız çalışanlar ise binlerle ifade ediliyor. Dini motifli diyet ve sağlıklı beslenme akımının son starlarından –endüstri mühendisi- Prof. Dr. Ahmet Maranki, katıldığı TV programlarında o kadar çok talep görüyor ki, başta Kanal 7 birçok TV kanalına 2-3 kez katıldı. Maranki ekranda bazen tıp, bazen de ilahiyat profesörü gibi konuşuyor. Sık sık Latince kelimeler kullanarak işin uzmanı görüntüsü veriyor. Eşiyle birlikte dört kitap yazan Maranki`nin yayınevi Mozaik`ten bir pazarlama müdürü, fiyatı 30 TL olan `Şifalı Bitkiler` kitabının `8 ayda 310 bin sattığını ve en çok satanlar listesinde yer almaya devam ettiğini` savunuyor. Maranki`nin söz konusu kitabının 60. sayfasındaki şu satırlar fikir verebilir: `Ey hasta kardeşler! Çok faydalı, her hastalığa iyi gelen, hakiki bir ilaç isterseniz; imanınızı geliştiriniz. Yani tövbe edip, namaz kılıp, kulluk yapmak ile imanı ve imandan gelen çareleri kullanınız.`

Ahmet ve Elmas Maranki çiftinin bitkisel ürünleri `İlahi hükümler ışığında sağlıklı yaşam için manevi reçeteler` sloganıyla satılıyor. `Cosmic` markasıyla; yonca, soya, ısırganotu, narçiçeği gibi bitki ve meyvelerden üretilen tabletlerin fiyatları da bir hayli yüksek. Türkiye`de bu tür ürünler, `gıda takviyesi` başlığı altında ancak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı onayıyla pazarlanabiliyor. Oysa Maranki`nin `yüzde yüz doğal ve yerli` olduğunu iddia ettiği ürünlerinin ruhsatlı olup olmadığı tam bir muamma. Zira ürün pazarlama hattını arayıp ruhsatlarını sorunca göndereceklerini söyledikleri belgeler, bir türlü ulaştırılamıyor! Tarım ve Köyişleri Bakanlığı`na ürünlerin ruhsatlı olup olmadığını sorduğumuzda, oradan da bir yanıt ulaşmadı. Ancak Marankiler sadece `cosmic` tabletleri değil, uyguladıkları tedavi yöntemleriyle de çok konuşuluyor.

Hastalarını beş yıldızlı lüks otellerde tedavi ediyorlar. Afyon`daki bir termal otelde yapılan uygulamada en çok başvurulan yöntem lavman (yanlış okumadınız, lavman). Bir hafta gibi kısa sürelerde fazla kilo verme amacıyla, katılımcılar sirke ve zeytinyağından hazırlanmış bir karışım olan lavmanı anüsten –ince bir hortum yardımıyla- uygulayarak bağırsaklarını boşaltıyor. Yedi günlük programda kaç kilo verildiği hakkında net bilgi yok. Ama ödenen tutar, 7 günlük program için tek kişi 2100 TL, iki kişi 4000 TL ve üç kişi 5700 TL. Lüks oteldeki Mart ayı seanslarına 200 kişi katıldı. Nisan ve Mayıs başvurularına da yüksek ilgi var. Maranki, bu `mucizevi` yöntemi uygulamak için programa katılacak durumu olmayanları da düşünmüş. Kitaplarında ve internet sitesinde de `Kozmik Beden Temizliği için evde lavman` öneriyor.

Bu tür önerileri ciddiye alanların sayısına dair ipuçları, bilim insanlarının kanını donduracak nitelikte. Örneğin Maranki`nin popüler olduğu çevrelerden İstanbul Başakşehir`deki eczanelerde 3 TL`lik lavman setleri –içinde hortum da var- tükendiği için pek çok kişinin 10 TL`ye satılan İngiliz tuzuna rağbet ettiğini söylüyor eczacılar. Maranki`nin ilgi alanı sadece tedavilerle sınırlı değil. Kitaplarında okuyucularına özel hayatlarını düzenleyecek bilgiler de öneriyor. Örneğin, Şifalı Bitkiler kitabının kimi sayfalarında erkek okurları için şu tür öneriler var: `…

Genç ve güzel hanımlarla cima (cinsel ilişki) vücuda sıhhat verebileceği gibi acuze, hasta, küçük ve dullarla cima sağlıksız ve üzüntü verebilir.` Maranki`nin vücut temizliği kapsamında lavmanla birlikte önerdiği bir başka yöntem, karaciğeri temizlemek amacıyla tavsiye ettiği kırmızı pancar suyu. Maranki ve başka şifa satıcıları önerdikçe, kırmızı pancar son ayların en fazla talep gören sebze haline geldi. Hatta daha önce kilosu 1 TL`den satılan pancarın fiyatı, Konya Yaş Sebze ve Meyve Üreticileri Derneği`nin açıklamasına göre kentte 8 TL`ye çıktı. Maranki`nin internet sitesinde 12 yaşında bir kız çocuğunun ya da hamilelerin lavmanla ilgili sorularını okuyabilirsiniz. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Metabolizma ve Endokrinoloji Bölümü`nden Prof. Dr. Taner Damcı`Lavman kimi hastalıklarda sadece doktor gözetiminde yapılması gereken bir uygulama` diyor. `Aksi halde uygulayanın bağırsakları parçalanabilir, kanama meydana gelebilir. Çok daha ciddi sorunlar yaratır, ayrıca sıvı ve tuz kaybına yol açar, tehlikelidir.` Telefonla ulaştığımızda sorulara tepki gösteren Maranki çiftine göre, ehliyet sahibi uzmanların söylediklerinin hiçbir önemi yok. Elmas Maranki, `Asıl onların kimyasal ilaçları daha zararlı` diyor. `Bir hafta boyunca günde iki kez lavmanla arınmayı öneriyoruz; bunu biz de uyguladık, hiçbir zararını görmedik.` Ahmet Maranki ise `sorularımızı tuhaf bulduğunu ve bugüne kadar hiçbir gazetecinin kendilerini sorgulamadığını` savunarak çok yoğun olduğunu ve yanıt veremeyeceğini ekliyor.

Maranki aslında ne bir hekim ne de bir beslenme uzmanı. Özgeçmişi hem kendi sitesinde hem de yazdığı kitaplarında yer alıyor. Bu bilgilere göre; İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu ve sosyal siyaset alanında yüksek lisans yapmış. Doktorasını ise 1990`da aynı bölümde `Sosyal Siyaset Çalışma Ekonomisi Endüstri İlişkileri` konusunda tamamlamış. Ardından, fizyoterapist olan eşiyle birlikte Azerbeycan`da bulunmuş. Maranki`nin özgeçmişinde belirtmediği kısımlar daha dikkat çekici. Bir dönem, yazılı ve görsel basın organlarını ziyaret ederek insanların istihbarat örgütleri tarafından uzaktan zihin kontrol metoduyla kullanıldığını iddia etti. Bir aralık petrol konusunda açıklamalar yaptı ve Türkiye`nin bir petrol ülkesi olduğunu, Karadeniz bölgesinde büyük rezervler bulunduğunu savundu. 2002`de Eyüp Belediyesi başkan aday adayı, sonra da 2004 seçimlerinde milletvekili aday adayı oldu. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi(AKP) kendisini aday göstermedi. Kızları Kübra ise anne babasının menajerliğini yapıyor. Maranki ailesi, bir süre önce yaşadıkları Sefaköy`den İstanbul`un lüks bir semtine taşındı.

İslami jargonu ve türbanıyla, dini motifli beslenme uzmanı olduğu ileri sürülen bir diğer isim de Aidin Salih. Bitki ve baharatlarla zayıflama yöntemleri uygulayan Salih de doktor olarak anıldığı halde -tahmin edileceği gibi- hekim değil. Salih, Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov`un muhalifi, ERK Partisi`nin sürgündeki genel başkanı Muhammed Salih`in eşi. `Gerçek Tıp` isimli bir kitabı bulunuyor. Kitap, piyasada satılmıyor çünkü bandrolü bile yok. 50 TL`ye elde edilen kitap, sanki yasakmış gibi el altından pazarlanıyor. Satın alanlara fiş ya da fatura verilmiyor. Kitapta Salih`in özgeçmişi bulunmuyor.

Beraber çalıştığı insanların verdiği bilgilere göre Salih, Ukrayna`nın Lugansk şehrindeki Tıp Koleji`ni (Türkiye`deki muadili sağlık lisesi) bitirmiş. Daha sonra Taşkent Devlet Üniversitesi`nin Biyoloji Fakültesi`nden mezun olmuş. Diploma tezi, Yabani Hayvanların Fizyolojisi. Daha önce Norveç`te yaşarken Türkiye`ye sık sık gelip giden Salih son iki yıldır İstanbul`da ikamet ediyor. Yetkisi olmasa da kendisine danışanları muayene edip bir tür reçete yazıyor. Salih`in zayıflama yöntemleri açlığa dayalı. 1, 3 ve 10 günlük oruç tutmalarını salık veren Salih, kitabında zayıflama orucunun ne şekilde olacağını ayrıntılarıyla anlatıyor. `Bir şey yemeden 3 gün arka arkaya oruç tutmak, her hastalığın tek çaresi.` Tüm hastalıkların sebebinin beslenme olduğunu dile getiren Salih, Sağlık Bilgileri başlıklı bir yazısında kanser oluşumunu şöyle anlatıyor: `Çürümüş yemekler bağırsağa inince zehir kana karışır. Vücudu korumak için bademcikler şişer, bu yüzden bademcikleri aldırmak yanlışlık ve haksızlıktır. Karaciğer yağları, zehirleri kendinde toplar ve büyümeye başlar. Allah`ı zikirden vazgeçer. Zikirden ayrılan hücreler hasta olur. Sonra apandisit şişer ve yine yanlış bir uygulama sonucu apandisit alınır. Böylece vücutta kireçlenme ve zehirlenme alır başını gider. Kireç 15 kilogramı geçince tümörler, 20 kilogramı geçince de kanser başlar.` Yazıyı okuyan metabolizma ve endokrinoloji uzmanı Damcı`nın ağzından şu sözler dökülüyor: `Bunları yazanın ruh sağlığı bile yerinde olmayabilir.` Bilimsel verilerden uzak olsa da tıpkı Maranki gibi söyledikleri ilgi gören Salih yazısında, hastalıklarından kurtulmak ya da zayıflamak isteyenlere `yedi gün arayla yedi defa üç günlük oruç` öneriyor: `Tümör, ağır kemik hastalıkları, fıtık, kalp krizi ve beyin krizi geçirenlerin 10 gün aç kalmadan iyileşmesi zordur.`

İstanbul Memorial Hastanesi Diyet ve Beslenme uzmanı Yeşim Çelik, `yaz günleri yaklaşırken bu tür sözde uzmanların çoğaldığından` yakınıyor. Çelik`in tek umudu, insanların bu konuda daha bilinçli davranmaları. `İnsan hiçbir şey yemezse tabii ki totalde bir ağırlık azalması olur. Bu yağ kaybı değil, su ve kas kaybından kaynaklanır ve çok tehlikeli sonuçlara yol açar` diyor Çelik. `Baş dönmesi, halsizlik, yorgunluk, kansızlık, sinir ve sindirim sisteminde ciddi rahatsızlıklar görülebilir.` Damcı`ya göre; obezite, kanser gibi tedavisi zor ve meşakkatli rahatsızlıklarda, insanlar kısa yoldan çare arayışına giriyor. İşte bu noktada `böyle şarlatanlar, umut tacirliği yapıyor.` Damcı, son yıllarda mantar gibi çoğalan ve ağızlarından dua, hadis ve ayet düşmeyen yeni nesil şifacıları `moda akımın suistimalinden başka bir şey değil` sözleriyle yorumluyor.

Tepkiler sadece tıp doktorlarıyla sınırlı değil. `Hak Din- İslam ve Hak Dinden Sapmalar` isimli kitabın yazarı ilahiyatçı Ahmet Tekin, zayıflamak amacıyla oruç tutulamayacağını belirtiyor. `Orucun dini bir vecibe olduğunu ve sadece Allah rızası için tutulabileceğini` söyleyen Tekin, `Hz. Muhammed insanları doktorlara yönlendirdi. İlk hastane de Peygamber`in döneminde açıldı` diyerek insanların bu tür kişilere değil, doktorlara başvurması gerektiğini vurguluyor. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi`nden Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu ise `bitki, sebze ve baharatlara kutsiyet atfedenlerin dini kendi çıkarları için sömürdükleri` görüşünde. Bu konuda büyük bir bilgi kirliliğinin olduğunu belirten Kırbaşoğlu, `Her otla ilgili inanılmaz sözler söyleniyor. Sanki bütün bitki, sebze ve baharatlarla ilgili bir hadis varmış gibi yapılarak menfaat elde ediliyor` diyor. `Çörekotu her derde deva`, `Allah`ın nuru, nar yiyenlerin kalbindedir` gibi sözlerle din sömürüsünün zirveye çıkartıldığını ifade eden Kırbaşoğlu, `Sağlık Bakanlığı ve etik kurulların sağlık sömürüsü yapılmaması, RTÜK`ün ise `şarlatan` niteliği taşıyan kişilerin televizyonlara çıkmaması için gerekli önlemleri almalarını` istiyor.

Görüşlerini almak için aradığımız Salih, faaliyetleri hakkında olumlu haber ve söyleşi yapan yayın kuruluşları dışında hiçbir te-levizyon, gazete ve dergiye demeç vermiyor.

Onun adına, uzun süredir birlikte çalıştığı Hatice Kot konuşuyor. Randevuları bir başkası ayarlarken, hastalara Aksaray`daki Sade Hayat Derneği adres olarak gösteriliyor. Buraya gelen müşteriler önce Hatice Kot ya da başka kadın görevliler tarafından karşılanıyor. Ardından gerek görülürse Salih danışanı dinliyor. Sorununu anlatan kişiye genellikle sebze, meyve ve baharatlardan müteşekkil bir formül yazılıyor ve hasta derneğe sadece 50 metre uzaklıktaki bir aktara gönderiliyor. Burada önerilen baharat ve diğer malzemeler satılıyor. Aslında formüller de birbirinin aynı. Gerek`Gerçek Tıp` adlı kitabını yayınlayan yayınevinde, gerek aktar dükkânında gerekse dernekte aynı kişiler etkin. Kitabı yayınlayan, Hatice Kot`un eşi Yusuf Kot. Aktarı işleten Yusuf ve Hatice Kot`un oğlu.

Sade Hayat Derneği Başkanı ise devlet lisesinde görevli bir İngilizce öğretmeni olan Faruk Günindi; Salih`i `asrın Lokman Hekimi` olarak niteliyor. Kot ve Günindi, Sade Hayat Derneği`nde ücret karşılığı, zayıflama konusunda bazen ders bazen de seminerler veriyorlar. Günindi, hem aktarda sattıkları ürünler hem de Gerçek Tıp adlı kitap için `fiş ya da fatura kesmediklerini` söylüyor. Buradan elde edilen paraların Salih tarafından `başka hizmetlerde kullanıldığını` savunurken, bunların ne tür hizmetler olduğu konusunda ayrıntı vermekten kaçınıyor.

Bu alanda çalışanların arasında hangilerinin büsbütün sağlık ve din sömürüsü yaptığını net olarak söylemek güç. Zira Türkiye`de bitki ve bitkisel ürünler konusunda iş yapan on binlerce insan var ama faaliyetlerine ilişkin kayıtlı bilgi bulmak imkânsız. Kimisi modern tıbbı tamamıyla reddederken, bazıları da çağdaş tıbbın; tahlil, teşhis ve tedavi uygulamalarının ciddiye alınması gerektiğini savunuyor. Bunlardan biri kimyager Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu. `Bitkisel Kürler Rehberi` ve `Tıbbi Bitkiler Rehberi` isimli kitapları bulunan Saraçoğlu, bitkilerin ne tür hastalıklara şifa olduğunu çeşitli formüllerle anlatıyor. Hatta her bitki kürü uygulamasının anlatıldığı bölümün altında, `Hekiminizin verdiği ilaçlar varsa mutlaka kullanınız. Bu kitabın içindeki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur` uyarısı var. Ancak Saraçoğlu da diğerleri gibi bitkisel ürünleri pazarlıyor. Saraçoğlu Danışmanlık tarafından satılan bitkisel ürünlerin içinde boy uzatanından tutun, adet düzensizliğine iyi geldiği veya sperm sayısını çoğalttığı iddia edilen pek çok ürün yüksek fiyattan satılıyor. Newsweek Turkiye`ye konuşan ve bugüne dek 200 kişinin boyunu uzattığını iddia eden Sara-çoğlu, kendisine başvuran hastalardan ne kadarının sağlığına kavuştuğuna ilişkin istatistikî bilgi vermeyi ise reddediyor.

Saraçoğlu Danışmanlık`ın dikkat çeken bir özelliği de profesörün çalışma ekibi. Kendisi bir tıp doktoru olmayan Saraçoğlu`nun çalışma ekibinde de tıp eğitimi alan yok. Tıp camiasıysa gelişmeleri şaşkınlıkla izliyor. İstanbul Tabip Odası(İTO) Etik Kurulu eski üyesi Prof. Dr. Zeki Karagülle`ye göre `bu bir halk sağlığı sorunu ve bu tür sözde uzmanlarla mücadele etmek için hem Sağlık Bakanlığı hem medya hem de tabip odaları işbirliği yapmalı.` Yine İTO`dan Dr. Cevdet Albayrak, konuyu yönetim kuruluna ileteceğini ve Oda`nın savcılığa suç duyurunda bulunacağını belirtiyor.

Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü`nce hazırlanan yeni yönetmelik, bu bitkisel kaosa bir son verebilir. Genel Müdür Dr. Mahmut Tokaç, `Konuyla ilgili halktan fazla bir şikâyet gelmese de durum halk sağlığını tehdit edici boyuta ulaştı` diyor. Tokaç, yeni yönetmeliğin, ister Sağlık Bakanlığı ister Tarım ve Köyişleri Bakanlığı`ndan ruhsatlı olsun tedavi edici özellikte olduğu iddia edilen her ürünle ilgili bilimsel dayanak sunma zorunluluğu getirdiğini anlatıyor: `Zaten, ilaçlarla ilgili her türlü reklâm ve tanıtım hâlihazırda yasak. Ama yeni uygulamayla, ilaç olmasa da bir ürünün `şu hastalığı tedavi ediyor`, `zayıflatıyor` iddialarıyla açık ya da gizli reklâm veya tanıtımının da cezai yaptırımı olacak.`

Yakın zamanda ürünlerini ve yöntemlerini tanıtma amacıyla bir dergi çıkarmayı planlayan Maranki, yeni önlemlerin ardından belki de kendine yeni bir girişim alanı arayacak. Ne de olsa ülkede sahte mucizelerin peşine düşen çok insan var.

Newsweek Türkiye