-G -

Galaktagog: Γαλακταγογος (Galaktagogos). Γάλα (Ğâla): Süt-Aγω (Ago): Yol göstermek, ön açmak, sevketmek. Galaktoz sevkedici mânâsına.

Galaktemi: Γαλακταιμια (Galaktemia). Γάλα (Ğâla): Süt-Αιμα (Ema): Kan. Kanda fazla miktarda galaktoz bulunması. İnce barsaklarda bulunan laktaz enzimi, laktozu glikoza ve galaktoza dönüştürür. Karaciğerde bulunan başka bir enzim sistemi de, galaktozu glikoza çevirir. Bu sistemin sağlıklı işlememesi galaktozemi’ye sebeb olur.

Galaktin: Γαλακτινη (Galaktini). Γάλα (Ğâla): Süt-Aκτίς (Aktîs): Işın. Bkz. Prolaktin.

Galaktore: Γαλακτορροια (Galaktoria). Γάλα (Ğâla): Süt- Ριω (Rio): Akmak. Aşırı süt salgılanması.

Galaktosel: Γαλακτοκηλή (Galaktokilî). Γάλα (Ğâla): Sùt- Κήλη (Kîli): Fıtık, kese. Süt veya süte benzer bir sıvı ihtiva eden kist.

Galaktoz: Γαλακτόζη (Galaktôzi). Γάλα (Ğâla): Sùt (kelimesinden mùlhem). Laktoz’da veya süt şekerinde, glikoz ile birlikte bulunan bir monosakkarid.

Galaktozüri: Γαλακτοζουρια (Galaktozuria). İdrarda galaktoz bulunması.

Gamet: Γαμετος (Gametos). Γάμος (Ğamos): Evlilik (kelimesinden mùlhem). Erkek veya dişi üreme hücresi. Örn. Spermatozoon.

Ganglion: Γάγγλιον (Gaglion). Şiş, Ur. (Sinir) boğumu, düğümü.

Ganglionektomi: Γάγγλιονεκτομη (Gâglionektomi). Γάγγλιον (Gaglion): Şiş, Ur. (Sinir) boğumu, düğümü- Eκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarmak. Bir ganglionun cerrahî olarak çıkarılması.

Gangren: Γάγγραινα (Gâgrena). Γράω (Grâo): Eski Yunanca, kemirmek, yiyip bitirmek, mahvetmek (fiilinden) mùlhem. Vücutta bulunan bazı doku bölümlerinin ölmesi. Genellikle kan akışının azlığına bağlıdır. Kimi zaman da direkt (doğrudan) travmalara veya enfeksiyonlara (gazlı) bağlı olabilir.

Gaster: Γαστήρ (Gastîr). Karın, mide, kursak.

Gastralji: Γαστηραλγια (Gastiralgia). Γαστήρ (Gastîr): Karın, Mide-Αλγος (Algos): Ağrı. Mide veya karın ağrısı.

Gastrektomi: Γαστηρεκτομή (Gastirektomi). Γαστήρ (Gastîr): Mide, Karın- Eκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Mide’nin tamamının veya bir kısmının cerrahî yöntemle çıkarılması. Örn. Subtotal gastrektomi / Total gastrektomi.

Gastrik: Γαστηρικος (Gastirikos). Mideyi, karnı ilgilendiren.

Gastrin: Γαστηρινη (Gastirini). Gıdayla temas ettiğinde mide mukozası tarafından salgılanan hormon. Mide usâresinin (özsuyunun) miktar bakımından artmasını sağlar.

Gastrit: Γαστρίτις (Gastrîtis), Γαστρίτιδα (Gastrîtida). Γαστήρ (Gastîr): Mide, Karın- Eιτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Mide mukozasının tahribata uğraması, mide yangısı.

Gastrodini: Γαστροδυνια (Gastrodinia). Γαστήρ (Gastîr): Mide, Karın- Οδυνος (Odinos): Ağrı. Mide ağrısı.

Gastroenterit: Γαστροεντερειτις (Gastroe-n-deritis). Eιτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Mide-Barsak iltihâbı. Mide-Barsak iltihâbı.

Gastroenterelog: Γαστρο-εντερολογος (Gastro-ederologos). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın-Εντερος (Enderos): Barsak-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Mide-barsak bilimi ile ilgilenen.

Gastroenteroloji: Γαστρεντερολογία (Gastro-enderologîa). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Εντερος (Enderos): (İnce) Barsak- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Mide-barsak bilimi.

Gastroenteropati: Γαστρο-εντεροπαθεια (Gastro-enderopathia). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Εντερος (Ederos): (İnce) Barsak- Παθος (Pathos): Hastalık, dert, acı, ısdırab, his, duygu. Mide-barsak hastalığı.

Gastroenteroskop: Γαστρο-εντεροσκοπος (Gastro-enderoskopos). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Εντερος (Ederos): Barsak-Σκοπευω (Skopevo): Bakmak, muâyene etmek. Midenin ve barsakların gözle muayene edilmesini sağlayan optik cihaz.

Gastroenterostomi: Γαστρο-εντεροστομία (Gastro-ederostomîa). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Εντερος (Ederos): (İnce) Barsak-Στομα (Stoma): Ağız. Mide ile İnce barsak arasında gerçekleştirilen cerrahî bir anastomoz (ağızlaştırma).

Gastrokolik: Γαστροκολικος (Gastrokolikos). Γαστήρ (Gastîr): Karın, mide- Κολονα (Kolona): Kolon, kalın barsak. Her iki organı birlikte ilgilendiren. Örn. Gastrokolik refleks (Mideye gıda girdiği anda başlayan ve kolonda güçlü peristaltik (sağımsal) hareketlere sebeb olan duyusal refleks.

Gastroloji: Γαστρολογία (Gastrologîa). Γαστήρ (Gastîr): Karın, Mide- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Midebilim.

Gastronomi: Γαστρονομία (Gastronomia). Γαστήρ (Gastîr): Karın, Mide- Νομος (Nomos): Düzen, işleyiş. Mide dùzeni.

Gastroözofagial: Γαστρο-οισοφαγος (Gastro-isofagos). Mideye ve Özafagus’a (Yemek borusu) birlikte ait olan. Örn. Gastro-oesopfagial Reflux (Heartburn).

Gastropati: Γαστροπαθεια (Gastropathia). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Παθεια (Pathia): Hastalık, his, duygu, dert. Mide hastalığı.

Gastrop(l)eksi: Γαστροπλεξια (Gastropleksia). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Πλεξια (Pleksia): Örme, sâbitleme. Sarkık bir midenin cerrahî olarak yerine tesbit edilmesi.

Gastropoda: Γαστροποδία (Gastropodîa). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Ποδί (Podî): Ayak. Karındanbacaklılar.

Gastroptosis: Γαστροπτωσις (Gastroptosis). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Πτωσις (Ptosis): Düşme, sükut, dağılma. Midenin aşağı doğru yer değiştirmesi, sarkması.

Gastropilorektomi: Γαστροπυλωρεκτομη (Gastropilorektomi). Γαστήρ (Gastîr): Karın, Mide- Πυλωρος (Piloros): Kapıcı, bevvab- Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Midenin pylore kısmının kesilerek çıkarılması.

Gastroskopi: Γαστροσκοπία (Gastroskopîa). Γαστήρ (Gastîr): Mide, Karın- Σκοπευω (Skopevo): Bakmak, muâyene etmek. Mide’nin, ağızdan gönderilen bir cihazla gözlenmesi.

Gastrostomi: Γαστροστομια (Gastrostomia). Γαστήρ (Gastîr): Mide, Karın- Στομα (Stoma): Ağız. Sun’î beslenme sağlayabilmek için, mide ile karın dış duvarı arasında oluşturulan cerrahî fistül (kanal).

Gastrotomi: Γαστροτομη (Gastrotomi). Γαστήρ (Gastîr): Mide, Karın-Τομη (Tomi): Kesi, Kesit, İnsizyon. Mide insizyonu.

Gaz: Γάζα (Gâza). Χαος (Haos): Kaos kelimesinden evrilmiş olup isim babası Van Helmont’tur. Türkçe’ye Fransızca’dan geçmiştir.

Gen: Γενος (Genos). Kromozom’un ùzerinde bulunan, kalıtımda fonksiyon gören birim.

Genetik: Γενετική (Yenetikî). Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Çekirdeğin ve çekirdek dışındaki oluşumların oynadığı rolün incelenmesi.

Genotip: Γονοτυπος (Gonotipos). Γόνος (Gônos): Nesil, soy- Tυπος (Tipos): Tip, basım, matbuat. Bireyin kalıtımla geçen özellik ve kabiliyetleri.

Geriatri: Γεριατρια (Geriatria). Γερατριά (Geratriâ): İhtiyarlık, yaşlılık- Γιατρια (İatria): Hekimlik, Tıp. Yaşlılıkla ilgilenen Tıp dalı. Yaşlılıkbilim.

Gerontokrasi: Γεροντοκρατία (Gerondokratîa). İhtiyarlar yönetimi. İhtiyarlardan oluşan yönetim.

Gerontoloji: Γεροντολογια (Gerontologia). Γερος (Geros): Yaşlı, ihtiyar-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Yaşlanmayla ilgilenen bilim dalı. Yaşlılıkbilim.

Gigantizm (Jigantizm): Γιγαντισμος (Gigantismos). Γιγας (Gigas): Dev. Özellikle boy uzaması ile kendini gösteren anormal büyüme. Epifiz hatlarının kapanmasından önce meydana geldiği takdirde, Hipofiz ön lobunda bulunan bir tümöre bağlı olarak gelişebilir.

Glenoid: Γλενοηδη (Glenoidi). Γλενος (Glenos): Yuva-Ειδος (İdos): Şekil, suret, cins, nevi. Scapula’nın (Kürek kemiği) üzerinde bulunan bir oyuk. Humerus başı buraya girer ve birlikte omuz eklemini meydana getirirler.

Glia: Γλυα (Glia). Γλυα (Glia): Zamk, tutkal. Bir bağ dokusu. Örn. Neuroglia.

Glikiriza: Γλυκιρίζα (Glikiriza). Γλυκο (Gliko): Tatlı- Ρίζα (Rîza): Kök. Öksürük ilaçlarında ve tad verici olarak da başka ilaçların yapımında kullanılan bir kök, meyan kökü. Coca Cola’nın hammaddesi.

Glikojen: Γλυκογενής (Glikoyenîs). Γλυκο (Gliko): Tatlı, şekerli- Γενής (Yenîs): Oluşlu. Hayvanî bir nişasta. Glikoz, glikojen formunda karaciğerde depolanır. Tadakyapan.

Glikojenez: Γλυκογενεσις (Glikoyenesis). Γλυκογενής (Glikoyenîs). Γλυκο (Gliko): Tatlı, şekerli- Γενής (Yenîs): Oluşlu. Hayvanî bir nişasta. Glikoz, glikojen formunda karaciğerde depolanır. Tadakyapan- Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Glikojen yapımı, oluşumu.

Glikojenoz: Γλυκογενωσις (Glikogonosis). Γλυκο (Gliko): Tatlı-Γενής (Yenîs): Oluşlu-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Fazla miktarda glikojen depolanması şeklinde ortaya çıkan metabolik bir hastalık.

Glikoliz: Γλυκολυσις (Glikolisis). Γλυκο (Gliko): Tatlı, şekerli- Λυσις (Lisis): Erime, çözünme, çözme. Organizmada şekerin hidrolize olması.

Glikoneojenez: Γλυκονεογονη (Glikoneogoni). Γλυκος (Glikos): Tatlı, şeker, şekerli-

Νέος (Nêos): Yeni- Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Yeterli karbonhidratın sağlanamadığı durumlarda, yağ ve proteinlerden şeker meydana getirilmesi.

Glikoz (Glükoz): Γλυκος (Glikos). Tatlı, şeker, şekerli. Üzüm şekerinde bulunan dekstroz. Monosakkarid yapıdadır. Karbonhidratların yapısına iştirak eden şekli barsak kanalından emilerek dolaşım kanına katılır, glikojen şeklinde karaciğerde depolanır.

Glikozid: Γλυκοσιδη (Glikosidi). Doğal olarak bulunan ve şekerin bir başka madde ile birleşmesinden meydana gelen madde.

Glikozüri: Γλυκοσουρια (Glikosuria). Γλυκο (Glıko): Tatlı, şekerli-Ουρια (Uria): İşeme. İdrarada şeker bulunması.

Glioma: Γλυωμα (Glioma). Γλυα (Glia): Zamk, tutkal-Ωμα (Oma): Tümör. Neuroglia’dan (Sinir-bağ doku) köken alan munis (iyi huylu, benign) bir tümör.

Gliomioma: Γλυομυωμα (Gliomioma). Γλυα (Glia): Zamk, tutkal- Μΰς (Mîs): Kas-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Kas ve bað dokusu içeren bir tümör.

Gliserin: Γλυκερίνη (Glikerîni). Sentetik olarak hazırlanan veya sabun imâli sırasında yan ürün olarak elde edilen berrak, şurup görünümünde bir sıvı madde. Rutubet etkisi vardır.

Glisin: Γλυκινη (Glikini). Temel karakter taşımayan bir amino-asit.

Glisinüri: Γλυκινουρια (Glikinuria). Γλυκινη (Glikini): Temel karakter taşımayan bir amino-asit- Ουρον (Uron): İdrar. İdrarda glisin bulunması. Mental bozukluklarda rastlanır.

Glokom: Γλαύκωμα (Gafkoma). Γλαυκος (Glafkos): Yunan mitolojisinde bir varlık. Mavi-yeşil anlamında- Ωμα (Oma): Tùmör, ur. Bir göz hastalığı. Göz içi basıncı artar.

Glossektomi: Γλωσσεκτομια (Glosektomia). Γλωσσα (Ğlosa): Dil- Εκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Dilin cerrahî olarak çıkarılması.

Glossitis: Γλωσσειτις (Glositis). Γλωσσα (Ğlosa): Dil- Ειτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Dilin iltihâbî durumu.

Glossofarengeus: Γλωσσοφαριγγας (Ğlosofarigas). Γλωσσα (Ğlosa): Dil- Φαρυγγας (Farigas): Yutak. Dil ve Yutağı birlikte ilgilendiren. 9. Kafa çiftinin ismi:Nervus glossofarengeus. Dil ve Farenks’i kontrol eden sinir.

Glossopleji: Γλωσσοπλυγια (Ğlosopligia). Γλωσσα (Ğlosa): Dil- Πληγη (Pligi): Darbe, vurgun, inme. Dil felci.

Glottis: Γλοττεις (Glotis). Larynx’in (Gırtlağın) ses tellerini içeren bölümü. Gırtlak dili, dilciği.

Glukagon: Γλυκαγονο (Glikagono). Γλυκο (Gliko): Tatlı, Şekerli- Γονο (Gono): Oluşlu. Pankreas’ta bulunan Langerhans adacıklarının Alfa hücrelerinde yapılan hormon. Glikojen’in Glikoz’a dönüşmesini sağlayarak, açlık süresince kan şekerinin düşmesini engeller. Polipeptid yapıdadır.

Gluteus: Γλουτεος (Gluteos). Kalça.

Gnathion: Γναθος (Gnathos). Çene, çenenin orta noktası.

Gnatalji: Γναθαλγια (Gnathalgia). Γναθος (Gnathos): Çene- Aλγος (Algos): Aðrı. Çene ağrısı.

Gnatoplasti: Γναθοπλαστια (Gnathoplastia). Γναθος (Gnathos): Çene- Πλασσεω (Plaseo): Şekil vermek. Çeneye uygulanan plastik operasyon.

Gomfosis: Γομφωσις (Gomfosis). Γομφος (Gomfos): Sürgü-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Kakılım yoluyla tutul(n)ma. Hareketsiz eklem. Örn. Diş eklemleri.

Gonad: Γοναδι (Gonadi). Γόνος (Gônos): Nesil, soy (kelimesinden). Dişi veya erkek cinsiyet bezi.

Gonadotropik: Γοναδοτρόπη (Gonadotropi). Γοναδι (Gonadi): Cinsiyet bezi- Τρόπη (Trôpi): Döndürme, çevirme. Gonadları uyarıcı etkisi olan.

Gonadotropin: Γοναδοτροπινη (Gonadotropini). Γόνος (Gônos): Nesil, soy (kelimesinden Γοναδι (Gonadi): Cinsiyet bezi)- Τρόπη (Trôpi): Döndürme, çevirme. Gonadları uyaran hormonların ortak ismi.

Gonarthritis: Γοναρθειτις (Gonarthritis). Γόνατος (Gônatos): Diz- Аρθρωσις (Arthrosis): Eklem, mafsal-Eιτις (İtis): İltihâbî durum. Diz ekleminin harabiyeti / yangısı.

Goniοskopi: Γωνιοσκοπια (Gonioskopia). Γωνια (Gonia): Köşe, açı- Σκοπευω (Skopevo): Bakmak, muâyene etmek. Gözün ön kamarasına ait açının ölçülmesi.

Goniotomi: Γωνιοτομια (Goniotomia). Γωνια (Gonia): Köşe, açı-Τομη (Tomi): Kesme, kesi, insizyon. Glokom tedavisinde uygulanan bir ameliyat. Ön kamaranın köşesi, yapılan bir insizyonla Schlemm kanalına açılır.

Gonokok: Γονόκοκκος (Gonôkokos). Γόνος (Gônos): Nesil, soy- Κόκκος (Kôkos): Dâne, çekirdek. Bir bakteri grubu. Gram (-) bir diplokok. Örn. Belsoğukluğu’na yolaçan Neisseria Gonorrhea bu bakteri grubuna mensuptur.

Gonore: Γονόρροια (Gonôria). Bel soğukluğu. Gonokoklar’ın oluşturduðu bir enfeksiyon. Vlênoria.

Graf (Gref): Γραφι (Grafi). Γραφω (Grafo): Yazmak (kelimesinden). Aynı hayvanın başka bir tarafına (otograf) veya aynı türün bir başka bireyine (Homograf) ya da bir başka cins hayvana (Heterograf) nakledilen organ veya doku.

- H -

Halojen: Αλογονο (Alogono). ¨Αλαξ (Âlaks): Eski Yunanca, tuz- Γονο (Gono): Oluşlu. Metal olmayan element. Örn. Brom, Klor.

Hebefreni: Ηβιφρενία (İvifrenîa). Ηβι (İvi): Ergenlik, buluð- Φρένα (Frêna): Şuur. Βir şizofreni türü.

Hedonizm: Ήδονησμος (Îdonismos). Ήδονή (Îdonî): Haz, zevk, sefa, eğlence. Felsefe terimi olarak, Hazcılık.

Heksoz: Εξωσις (Eksosis). Εξι (Eksi): Altı-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Altılı Durum mânâsına. Basit bir şeker, bir monosakkarid grubu. Glikoz da bu gruba dahildir.

Helezon: Έλικας (Êlikas). Heliks.

Helioterapi: ¨Ηλιοθεραπεια (Îliotherapia). ¨Ηλιος (İlios): Güneş- Θεραπεια (Therapia): Tedâvi. Güneş tedâvisi.

Helikobakter: Έλικοβακτηρηα (Êlikovaktiria). Έλιξ (Êliks) veya Έλικας (Êlikas): Pervâne, uskur- Βακτήριο (Vaktîrio): Bir tür mikroorganizma, bakteri. Sindirim isteminde bulunan bir bakteri türü. Helikobakter pylori. Ülsere yol açtığı kanıtlandı.

Heloma: Χελωμα (Heloma). Nasır. Χελος (Helos): Eski Yunanca tırnak-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Nasır.

Hemanjiyom: Αιμαγγειομα (Emagioma). Αιμα (Ema): Kan-Αγγειον (Agion): Damar-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Kan damarlarında meydana gelen tümöral bir oluşum.

Hemartroz: Αιμαρθροσις (Emarthrosis). Αιμα (Ema): Kan-Αρθρων (Arthron): Eklem, Mafsal- Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Eklem boşluğunda kan bulunması. Hemoglobinin tahriş edici etkisiyle plasmin’in kondrolitik (kıkırdak eritici) etkisi eklemin tahribine sebeb olur.

Hematemez: Αιματεμεσις (Ematemesis). Αιμα (Ema): Kan- Εμεσις (Emesis): Kusma. Kan kusma, ağızdan tâze kan gelmesi.

Hematin: Αιματινη (Ematini). Hemoglobin’in demir içeren bölümü.

Hematinos: Αίμάτινος (Emâtinos). Kurdeşen.

Hematoftalmi: Αιματοφθαλμια (Ematofthalmia). Αιμα (Ema): Kan-Οφθαλμος (Ofthalmos): Eski Yunanca, göz. Göz içinde kanama olması.

Hematojen: Αιματογενής (Ematoyenîs). Αιμα (Ema): Kan- Γενής (Yenîs): Oluşlu. Kan yapımı ile alâkalı olan, kan akımıyla taşınan, kan kökenli.

Hematokolpos: Αιματοκολπος (Ematokolpos). Αιμα (Ema): Kan-Κολπος (Kolpos): Girinti, vajina. Vajinada kan bulunması.

Hematokrit: Aιματοκρίτης (Ematokrîtis). Αιμα (Ema): Kan- Kρίση (Krîsi): Dönüm noktası, buhran, hüküm, karar, tenkit.

Hematoliz: Αιματολυσις (Ematolisis). Αιμα (Ema): Kan-Λυσις (Lisis): Erime, çözùnme, çözùnùm. Kan hücrelerinin tahrib olması ve buna bağlı olarak hemoglobinin serbest kalması, hemoliz.

Hematolog: Aιματολόγος (Ematologos). Αιμα (Ema): Kan- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Kan hastalıkları (bilimi) uzmanı.

Hematoloji: Aιματολογία (Ematologîa). Αιμα (Ema): Kan- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Kan (hastalıkları) bilimi.

Hematom: Aιμάτωμα (Emâtoma). Αιμα (Ema): Kan-Ωμα (Oma): Tümör, ur. İçi kanla dolu olan şişlik, kan uru, kan kesesi.

Hematometra: Αιματομήτρα (Ematomîtra). Αιμα (Ema): Kan- Μήτρα (Mîtra): Uterus, Rahim. Rahim içinde kan veya menstrüasyon sıvısının birikimi.

Hematopoiesis: Aιματοποίηση (Ematopîisi). Aίμα (Ema): Kan- Ποιώ (Piô): İmal, yapım, üretim. Kan üretimi, kan yapımı.

Hematosalpinks: Αιματοσαλπιγγας (Ematosalpigas). Αιμα (Ema): Kan- Σαλπιγγας (Salpigas): Trompet, borazan, Tuba Uterina (Rahim Borusu, tübü). Salpinksler’in kanla dolması.

Hematosel: Αιματοκηλή (Ematokilî). Αιμα (Ema): Kan- Κηλή (Kilî): Fıtık, kese. İçi kanla dolu şişlik.

Hematosit: Αιματοκυτος (Ematokitos). Αιμα (Ema): Kan- Κυτος (Kitos): Hücre, ambar. Kan hùcresi.

Hematozoa: Αιματοζωα (Ematozoa). Αιμα (Ema): Kan-Ζώο (Zôo): Hayvan. Kanda yaşayan parazitler.

Hematüri: Aιματουρία (Ematurîa). Αιμα (Ema): Kan- Ουρον (Uron): İdrar. Kan işeme, idrarın kanlı olması.

Hemeralopia: Ήμεραλοπια (Îmeralopia). Ήμερα (Îmera): Gündüz, gün-Αλαος (Alaos): Eski Yunanca: Kör, âmâ- Οψις (Opsis): Görme. Parlak ışıkta kusurlu olarak görme. Niktalopia (Gece körlüğü).

Hemianopia: Ημιανοπια (İmianopia). Ημι (İmi): Yarı, yarım-Αν (An): Olumsuzluk öneki-Οψις (Opsis): Görme. Görüş sahasının (görme alanının) yarıya inmesi.

Hemiatrofi: Ημιατροφια (İmiatrofia). Ημι (İmi): Yarı, yarım-Α: Olumsuzluk belirten bir önek-Τρεφω (Trefo): Beslemek. Vücudun bir tarafında görülen atrofi. Örn. Facial Hemiatrophy: Konjenital (doğumsal) bir bozukluk olarak ortaya çıkan atrofi (gelişimi geriliği). Yüzün bir tarfı büzülür.

Hemidiaforez: Ημιδιαφορεσις (İmidiaforesis). Ημι (İmi): Yarım, yarı-διαφέρω (Diafêro): Benzememek, farklı olmak. Vücudun yalnızca bir bölümünde görülen terleme.

Hemiglossektomi: Ημιγλωσσεκτομια (İmiglosektomia). Ημι (İmi): Yarım, yarı- Γλωσσα (Ğlosa): Dil- Εκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Dilin yarısının cerrahî olarak çıkarılması.

Hemikolektomi: Ημικολεκτομια (İmikolektomia). Ημι (İmi): Yarım, yarı-Κολωνα (Kolona): Kolon, sùtun, Kalın barsak- Εκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Kalın barsağın yarısının cerrahî olarak çıkarılması.

Hemikorea: Ημιχορός (İmihoros). Ημι (İmi): Yarım, yarı- Χορός (Horôs): Dans. Vücudun yalnızca bir tarafında görülen koreiform (dans eder gibi) hareketler.

Hemikrania: Ημικρανιον (İmikranion). Ημι (İmi): Yarım, yarı-Κρανιον (Kranion): Kafatası. Yarım baş ağrısını ifâde etmek için kullanılan bir terim.

Hemiparezi: Ημιπαρησια (İmiparisia). Ημι (İmi): Yarım, yarı- Παρησια (Parisia): uyuşukluk, zaafiyet, felç. Vücudun veya yüzün yalnızca bir tarafında görülen felç veya zaafiyet.

Hemipleji: Hμιπληγία (İmipligîa). Ημι (İmi): Yarım, yarı- Πληγια (Pligia): Darbe, vurgun, felç, inme. Vücudun bir tarafında görülen felç hâli, Yarı felç.

Hemisfer: Ήμισφαιρο (İmisfero). Ήμι (İmi): Yarım- Σφαιρο (Sfero): Küre. Yarıküre. Örn. Beyin hemisferleri.

Hemodinami: Aιμοδυναμία (Emodinamîa). Αιμα (Ema): Kan- Δύναμις (Dînamis): Kuvvet. Kan (dolaşım) kuvveti.

Hemodiyaliz: Αιμοδιαλυσις (Emodialisis). Αιμα (Ema): Kan- Διαλυσις (Dialisis): Ayırma, eritme, tefrik, lağv. Kandaki ıtrah maddelerinin alınması ve yerine, eksik olan gerekli maddelerin verilmesi.

Hemofili: Aιμοφιλία (Emofilîa). Aιμα (Ema): Kan-Φιλία (Filîa): Sevme, temâyül. Kanamaya meyil, kanamaya temâyül. Bir kan hastalığı. Antihemofilik (Hemofili karşıtı) globülin faktör (8. Faktör) eksikliği. Kalıtsaldır.

Hemofilus: Αιμοφιλος (Emofilos). Αιμα (Ema): Kan- Φιλία (Filîa): Sevme, temâyül. Bir mikroorganizma grubu. Gram (-) basil. Örn. Haemophilus İnfluenza.

Hemoftalmi: Αιμοφθαλμια (Emofthalmia). Αιμα (Ema): Kan-Οφθαλμος (Ofthalmos): Eski Yunanca göz. Gözde görùlen kanama.

Hemogram: Αιμογραμμα (Emogramma). Αιμα (Ema): Kan- Γραμμα (Grama): Harf. Kan yazımı, kan tablosu, kan tasviri.

Hemokromatoz: Αιμοχροματωσις (Emohromatosis). Αιμα (Ema): Kan-Χρώμα (Hrôma): Renk-Ωσις (Osis). Durum, hâl bildiren sonek. Demir metabolizması ile alâkalı konjenital bir bozukluk nedeniyle, cildin koyu kahverengi olması ve karaciğerde siroz gelişmesi, ‘Bronzed Diabetes’ (Bronzlaşmış Diabet).

Hemoliz: Αιμολυσις (Emolisis). Αιμα (Ema): Kan-Λυσις (Lisis): Erime, çökme, çözùnùm. Kan hücrelerinin tahrib olması.

Hemolizin: Αιμολυσινη (Emolisini). Αιμα (Ema): Kan- Λυσις (Lisis): Erime, çökme, çözùnùm. Eritrositlerin (Alyuvarların) parçalanmasına sebeb olan madde.

Hemoperikardium: Αιμοπερικαρδια (Emoperikardia). Αιμα (Ema): Kan-Περκαρδια (Perikardia): Kalbi çevreleyen zar. Perikard boşuğunda kan bulunması.

Hemoperitoneum: Αιμοπεριτοναιον (Emoperitoneon). Αιμα (Ema): Kan-Περιτοναιον (Peritoneon): Karın zarı. Periton boşluğunda kan bulunması.

Hemopnömotoraks: Αιμοπνευμοθορακας (Emopnevmothorakas). Αιμα (Ema): Kan-Πνευμα (Pnevma): Hava, soluk, nefes (Πνευμονας [Pnevmonas]: Akciðer)-θορακας (Thorakas): Göğüs, göğüs boşluğu. Plevra (Akciğer zarı) boşluğunda hava ve kan bulunması. Akciğer dokusunun baskı altında kalmasına neden olur.

Hemopoez: Αιμοποιησις (Emopiisis). Αιμα (Ema): Kan- Ποιω (Pio): İmâl etmek, yapmak, etmek, eylemek. Kan yapımı.

Hemoptizi: Aιμοπτυσία (Emoptisîa). Αιμα (Ema): Kan- Πτυω (Ptio): Tükürmek. Kan tükürme, kan kusma, kusmukta-tükürükte kana rastlanması.

Hemoraji: Aιμορραγία (Emoragîa). Kanama. Αιμα (Ema): Kan- Ροη (Roi): Akma, akış. Kanın damar dışına kaçması, kanama.

Hemoroid: Aιμορροϊδες (Emoroides). Αιμα (Ema): Kan- Ρεω (Reo): Akmak. Bâsur. Anal bölgede bulunan toplardamarların genişlemesi (variköz değişiklik) ve buna bağlı kanamaların ortaya çıkması.

Hemoroidektomi: Αιμορροïδεκτομη (Emoroidektomi). Aιμορροϊδες (Emoroides): Αιμα (Ema): Kan-Ρεω (Reo): Akmak. Bâsur. Anal bölgede bulunan toplardamarların genişlemesi (variköz değişiklik) ve buna bağlı kanamaların ortaya çıkması-Eκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Hemoroidlerin cerrahî olarak çıkarılması.

Hemosideroz: Αιμοσίδηροσις (Emosidirosis). Αιμα (Ema): Kan-Σίδηρος (Sîdiros): Demir-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Dokularda demir birikmesi.

Hemospermi: Αιμοσπερμια (Emospermia). Αιμα (Ema): Kan-Σπερμα (Sperma): Tohum, meni hayvancıðı. Menide kan bulunması.

Hemostat: Aιμοστάτης (Emostâtis). Αιμα (Ema): Kan- Στάσις (Stâsis): Duruş, durma. Cerrahî bilimlerde kullanılan ve kanı durdurmaya yarayan bir cihaz.

Hemostatik: Aιμοστατικός-ή-ό (Emostatikôs). Kan-Στάσις (Stâsis): Duruş, durma. Kan akımının damar içinde yavaşlaması veya durması. Kanamayı durduran herhangi bir etken.

Hemostaz: Aιμόσταση (Emôstasi). Αιμα (Ema): Kan-Στάσις (Stâsis): Duruş, durma. Kan akımının damar içinde yavaşlaması veya durması. Kanamanın durdurulması.

Hemotoraks: Αιμοθορακας (Emothorakas). Αιμα (Ema): Kan-Θορακας (Thorkas): Göğüs, göğüs boşluğu. Plevral boşlukta kan bulunması.

Hepar: Ύπαρ (İpar). Karaciğer. Bönce. Eski Türkçe, "Öpke". Öfke kelimesi de buradan gelmektedir.

Heparin: Υπαρινη (İparini). Karaciğerde ve Akciğer dokusunda bulunan bir asid. Damar içine verildiğinde kanın pıhtılaşmasını engeller. Tromboz tedâvisinde kullanılır.

Hepatalji: Υπαταλγια (İpatalgia). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer-Αλγος (Algos): Ağrı. Karaciğer ağrısı.

Hepatektomi: Ύπατεκτομη (İpatektomi). Ύπαρ (Îpar). Karaciğer- Eκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Karaciğere ait bir bölümün cerrahî olarak çıkarılması.

Hepatik: Ύπατικός (Îpatikôs). Karaciğere değgin.

Hepatiko-enterik: Ύπατικο-εντερικός (İpatikoederikôs). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer- Εντερο (Endero): (İnce) Barsak. Karaciğere ve barsağa birlikte ait olan.

Hepatikokoledokostomi: Ύπατικοχολιδοκοστομια (Îpatikoholidokostomia). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer-Χολή (Holî): Safra, öd- Δινω (Dino): Vermek [Χοληδοκος: Safra veren, safra gönderen kanal]- Στομα (Stoma): Ağız. Ductus Hepaticus ile Ductus Choledochus’un tremino-terminal (uç-uca) anastomozu (ağızlaştırılması).

Hepatit: Yπατίτις, υπατίτιδα (İpatîtis, ipatîtida). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer- Eιτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Karaciğer iltihâbı, yangısı.

Hepatoloji: Υπατολογία (İpatologîa). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Karaciğerbilim.

Hepatoma: Ύπατομα (İpatoma). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer- Ωμα (Oma): Tümör, ur. Karaciğerin primer karsinomu, birincil karaciğer kanseri.

Hepatomegali: Ύπατομεγαλι (Îpatomegali). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer- Μεγαλος (Megalos): Büyük, ulu. Karaciğer büyümesi.

Hepatosiroz: Ύπατοκυρρωση (Îpatokirosi). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer- Kυρρωση (Kirosi): Portakal renginde olan, koyu turuncu, esmer. Bir organın sertleşmesi. Özellikle karaciğerde oluşan ve fibrosis’le (lifleşme) sonuçlanan dejeneratif (bozunumsal) değişiklikleri ifâde etmek için kullanılan bir terim- Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Karaciğer sirozu. Hobnaıl Lıver.

Hermafroditizm: Ερμαφροδιτισμός (Εrmafroditismôs). Çift cinsiyetlilik. Bir varlıkta her iki dış cinsel (genital) organlarında bulunmasıyla karakterizedir. Yunan mitolojisindeki Hermes (Ερμης) ve Afrodit (Αφροδητη) adlı Olympos tanrı ve tanrıçasının isimlerinin birleştirilmesiyle elde edilmiştir. Erselik. Genetik bir bozukluk.

Herpes: Ěρπης (Êrpis). ¨Ερπω (Êrpo): Sürünmek (kökùnden). Bir virüs grubu, virüs infeksiyonuna bağlı olarak meydana gelen veziküler kabarcıklar, uçuk. Örn. Herpes Simplex.

Herpetik: Ěρπητικός (Êrpitikôs). Herpes’e değgin.

Heterogami: Έτερογαμία (Êterogamîa). Ετερο (Etero): Farklı, başka- Γαμία (Gamîa): Eşlilik. Farklı eşlilik.

Heterojen: Eτερογενικός-ή-ό (Eterogenikôs). Ετερο (Etero): Farklı, başka- Γενής (Yenîs): Oluşlu. Farklı oluşlara sahip olan, farklı kökenden olan, kaynağı-menşei başka olan.

Heterokromi: Eτεροχρωμία (Eterokromi). Ετερο (Etero): Farklı, başka- Χρώμα (Hrôma): Renk. Farklı renklere sahip olan.

Heteroplasti: Ετεροπλαστια (Eteroplastia). Ετερο (Etero): Farklı, başka-Πλασσεω (Plaseo): Şekil vermek, şekillendirmek. Başka bir bireyden alınan gref kullanılarak gerçekleştirilen plastik operasyon.

Heterozigot: Eτερόζυγος-η-ο (Eterozigos). Ετερο (Etero): Farklı, başka- Zυγός (Zigôs): Sıra, boyunduruk, dizi, saf. Sperm ile Ovum’un birleşmesinden meydana gelen yapı, döllenmiş yumurta. Farklı diziden oluşan.

Hidragog: Υδραγογος (İdragogos). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Αγω (Ago): Yol göstermek, ön açmak, sevketmek, götùrmek. Gaitanın sulu bir şekil almasına neden olan pürgatif (temizleyici) ilâç.

Hidramnion: Υδραμνιον (İdramnion). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Αμνυον (Amnion): Cenini saran zar. Amnion sıvısının normalden fazla olması.

Hidrartroz: Υδραρθρωσις (İdrarthrosis). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Αρθρων (Arthron): Eklem, Mafsal- Ωσις (Osis): Durum, hâl. Eklem boşluğunda sıvı toplanması durumu.

Hidrat: Υδρατη (İdrati). Su ile birleşmiş durumda olan.

Hidremi: Υδραιμια (İdremia). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Αιμα (Ema): Kan. Kandaki plazma hacminin, şekilli elementlerin hacmine oranla daha fazla olması. Gebeliğin geç evresinde doğal bir bulgudur.

Hidroa: Υδρωα (İdroa). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Ωον (Oon): Yumurta. Dermatitis Herpetiformis. Çocuklarda meydana gelen, vezikül veya bül teşekkülü ile kendini belli eden bir hastalık. Fotosansibilite (Işığa karşı hassasiyet) vardır.

Hidrobiyoloji: Υδροβιολογία (İdroviologîa). Υδορ (İdor) veya Υδρο (İdro): Su, sıvı- Βιος (Vios): Hayat- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Su varlıklarının yaşamını (Su hayatını) inceleyen bilim dalı.

Hidrofil: Yδρόφιλος-η-ο (İdrofilos). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Φιλία (Filîa): Sevgi, dostluk. Su sever, sıvı sever, sıvıcıl.

Hidrofili: Yδρόφιλία (İdrôfilîa). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Φιλία (Filîa): Sevgi, dostluk. Su severlik, sıvı severlik, sıvıcıllık.

Hidrofob: Yδροφοβικός-ή-ό (İdrofovikôs). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Φόβος (Fôvos): Korku. Su sevmez, su’dan kaçan, su’dan korkan. Hidrofil karşıtı.

Hidrofobi: Yδροφοβία (İdrofovîa). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Φόβος (Fôvos): Korku. Su korkusu, su sevmezlik, su’dan kaçma.

Hidrojen: Yδρογενής-ής-ές (İdrogenîs) veya Υδρογόνο (İdrogôno). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Γενης (Genis): Oluş, tekvin. Su oluşlu, su kökenli anlamında. Bir kimyevî element. H

Hidroklor: Ύδροχλώριον (Îdrohlorion). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Χλωριον (Hlorion): Yeşil-Sarı renkli anlamında, klor.

Hidroksil: Υδροξυλη (İdroksili). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Όξύς (Ôksîs): Asid. Bir Hidrojen atomu ile bir Oksijen atomunun birarada bulunduğu tek değerlikli kök, OH.

Hidroksit: Υδροξειδιον (İdroksidion). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Όξύς (Ôksîs): Asid.

Hidrolik: Yδραυλικός (İdravlikôs). Suya, mayie (sıvıya) mùteallik.

Hidroliz: Υδρολυσις (İdrolisis). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Λυσις (Lisis): Erime, çözünme, çökme. Su ilâve etmek suretiyle yapı bakımından daha basit elementlere ve maddelere dönüş(tür)me, erime.

Hidrometre: Ύδρόμετρον (Hidrômetron). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Μετρον (Metron): Ölçù, ölçùm. Suölçer, sıvıölçer. Sıvıların özgül ağırlıkklarının saptanmasında kullanılan bir aygıt.

Hidrometria: Υδρομητρα (İdromitra). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Μητρα (Mitra): Uterus, rahim, dölyatağı. Uterus içinde sıvı birikmesi

Hidronefroz: Υδρονεφροσις (İdronefrosis). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Νεφρα (Nefra): Böbrek-Ωσις (Osis): Durum, hâl. İdrarın dışarıya atılamaması nedeniyle, Pelvis Renalis’te (Böbrek Havuzu) birikmesi durumu. Tedâvi edilmezse böbrek atrofiye (büzüşme, küçülme, körelme) gider.

Hidroperikard: Υδροπερικαρδια (İdroperikardia). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Περικαρδια (Perikardia): Kalbi saran zar. Perikard boşluğunda iltihâb olmaksızın sıvı birikmesi. Böbrek ve Kalb yetmezliklerinde meydana gelir.

Hidroperikardit: Υδροπερικαρδειτις (İdroperikarditis). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Περικαρδια (Perikardia): Kalbi saran zar- Ειτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Perikard yaprakları arasına sıvı birikmesine bağlı olarak gelişen iltihâbî durum.

Hidroperiton: Υδροπεριτοναιον (İdroperitoneon). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Περιτόναιον (Peritôneon). Περι (Peri): Çevresinde-Tέντεινω (Têndino): Germek. Karın ve Pelvis (Leğen) boşluklarının içini döşeyen, aynı zamanda bu boşlukların içerisinde bulunan organların üzerini de örten ince seröz zar. Çevreger, gergeç. Karın zarı. Karınzarı boşluğunda sıvı birikmesi, ascites (Asit).

Hidropnömotoraks: Υδροπνευμοθορακας (İdropnevmothorakas). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Πνευμα (Pnevma): Hava, soluk, akciğer- Θορακας (Thorakas): Göğüs, göğüs boşluğu. Plevra boşluğuna sıvı sızması ile birlikte meydana gelen pnömotoraks olayı.

Hidrops: Υδροψια (İdropsia). Sıvı birikimi. Örn. Hydrops Fetalis (Ağır bir Erithroblastosis Fetalis durumu).

Hidrosalpinks: Υδροσαλπιγγας (İdrosalpigas). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Σαλπιγγας (Salpigas): Borazan, Tuba Uterina’ya verilen diğer isim. Tuba Uterina’ların (Fallop Tüpleri’inin) sıvı ile dolması.

Hidrosefali: Υδροκεφαλια (İdrokefalia). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Kέφαλος (Kêfalos): Kafa, baş. Kafaiçinde sıvı birikmesi. Konjenital bir bozukluk olarak kafaiçi sıvı dolaşımının gerçekleşmemesi sonucu sıvının birikmesi.

Hidrosel: Υδροκηλή (İdrokilî). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Kήλη (Kîli): Fıtık. Testislerin Tunica Vaginalis tabakasında seröz sıvı birikimi ile kendini gösteren bir hastalık.

Hidrosfer: Υδροσφαιρα (İdrosfera). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Σφαιρα (Sfera): Kùre. Sukùre.

Hidrostatik: Ύδροστατική (İdrostatiki). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Στασις (Stasis): Duruş, durma, vaziyet. Duran suya ilişkin.

Hidroterapi: Yδροθεραπεια (İdrotherapia). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Θεραπεια (Therapia): Tedavi. Su (sıvı) tedavisi.

Hidrotoraks: Υδροθορακας (İdrothorakas). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Θορακας (Thorakas): Göğüs, göğüs boşluğu. Plevra boşluğunda sıvı bulunması.

Hidroüreter: Ουροτηρία (Urotiria). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Ουρον (Uron) veya Ούρα (Ûra): İdrar, sidik- Τηρω (Tiro): Tutmak, muhafaza etmek, gözetmek, riâyet etmek (İdrarı böbrekten mesâneye ileten boru). Üreterlerin aşırı miktarda idrarla dolarak genişlemesi.

Hidroz: Υδροσις (İdrosis). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Ωσις (Osis): Hâl, durum bildiren sonek. Ter salgılanması.

Hifema: Υπαιμα (İpema). Υπό (İpô): Düşük, alt-Αιμα (Ema): Kan. Gözün ön kamarasında kan bulunması.

Higroma: Υγρομα (İgrôma). Ύγρός (İgrôs): Nemli, rutubetli- Ωμα (Oma): Tümör, ur. İçinde sıvı ihtiva eden kistik oluşum. Özellikle boyun bölgesinde görülür ve doğum esnasında mevcuttur.

Higrometre: Υγρομετρο (İgrometro). Υγρασια (İgrasia): Nem, rutubet- Μετρο (Metro): Ölçüm. Havadaki nem miktarını ölçen cihaz.

Higroskopik: Υγροσκοπικός (İgroskopikos). Υγρασια (İgrasia): Nem, rutubet- Σκευοπω (Skopevo): Bakmak, muâyene etmek. Nem çekici.

Hijyen: Υγεία (İgîa). Sağlık, âfiyet.

Ηijyenik: Yγιεινός (İgiinôs). Sağlıklı.

Himen: Υμένας (İmenas). Vajina’nın girişinde bulunan zarsı oluşum. Kızlık zarı, bekâret zarı.

Himenektomi: Υμένεκτομια (İmenektomia). Υμένας (İmênas): Kızlık zarı-Εκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Himen’in cerrahî olarak çıkarılması.

Himenoplasti: Υμενοπλαστία (İmenoplastîa). Υμένας (İmenas): Kızlık zarı- Πλασσεω (Plaseo): Şekil vermek, şekillendirmek. Kızlık zarının tamiri.

Himenotomi: Υμενοτομια (İmenotomia). Υμένας (İmenas): Kızlık zarı-Τομη (Tomi): Kesi, kesit, insizyon. Himen’de insizyon yapılması.

Hiperaljezi: Υπεραλγια (İperalgia). Υπερ (İper): Yüksek-Αλγος (Algos): Ağrı. Ağrıya karşı aşırı duyarlı olma hâli.

Hiperasteni: Υπερασθενεια (İperasthenia). Υπερ (İper): Yüksek-Ασθενεια (Asthenia): Zaafiyet, hastalık. Aşırı zaafiyet (zayıflık).

Hiperbarik: Υπερβαρος (İpervaros). Υπερ (İper): Yüksek- Βαρος (Varos): Ağır. Normalden daha yüksek basınçta, ağırlıkta veya yoğunlukta olan.

Hiperelektrolitemi: Υπερηλεκτρολυταιμια (İperilektrolitemia). Υπερ (İper): Yüksek-Ηλεκτρολύτης (İlektrolîtis): Elektriği ileten madde-Αιμα (Ema): Kan. Dehidratasyon. Serumdaki sodyum ve klorür seviyeleri çok yükselir.

Hiperemez: Υπερεμεσις (İperemesis). Υπερ (İper): Yüksek-Εμεσις (Emesis): Kusma. Aşırı kusma. Örn. Hyperemesis Gravidarum (Şiddetli Gebelik Kusmaları).

Hiperemi: Υπεραιμια (İperemia). Yπερ (İper): Yüksek-Αιμα (Ema): Kan. Bir bölgede normalden fazla kan bulunması.

Hiperestezi: Υπεραισθησις (İperesthisis). Υπερ (İper): Yüksek- Αισθησις (Esthisis): His, duyu. Aşırı duyarlılık (duyu artışı) hâli.

Hiperfaji: Υπερφαγια (İperfagia). Υπερ (İper): Yüksek- Φαω (Fao): Yemek, yutmak. Fazla miktarda yemek yemek.

Hiperfosfatemi: Υπερφοσφαταιμια (İperfostafemi). Υπερ (İper): Yüksek-Φωσφόρος (Fosfôros): Işık taşıyıcı anlamında, bir kimyevî element-Aιμα (Ema): Kan. Kandaki fosfat seviyesinin yüksek olması.

Hiperglisemi: Υπεργλυκαιμια (İperglikemia). Υπερ (İper): Yüksek-Γλυκο (Gliko): Tatlı, şekerli-Αιμα (Ema): Kan. Kan şekerinin yüksek olması.

Hiperhidroz: Υπερυδροσις (İperidrosis). Υπερ (İper): Yüksek-Υδρο (İdro): Su, sıvı- Ωσις (Osis): Durum, hâl. Aşırı terleme.

Hiperkalemi: Υπερκαλαιμια (İperkalemia). Υπερ (İper): Yüksek- Καλλιον (Kalion): Daha iyi, evlâ, potasyum [Lâtince’ye Kallıum: Potasyum olarak geçmiştir]-Αιμα (Ema): Kan. Kan potasyum seviyesinin çok yüksek olması.

Hiperkapni: Υπερκαπνια (İperkapnia). Υπερ (İper): Yüksek- Καπνος (Kapnos): Tütün, duman. Kandaki CO2 miktarının normalden fazla olması.

Hiperkeratoz: Υπερκερατοσις (İperkeratosis). Υπερ (İper): Yüksek- Κέρας (Kêras): Boynuz-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Kornea’nın veya ciltteki boynuzsu tabakanın hipetrofisi (hacmî büyümesi).

Hiperkinezi: Υπερκινηση (İperkinisi). Υπερ (İper): Yüksek- Κινηση (Kinisi): Hareket. Aşırı hareket.

Hiperkloremi: Υπερχλοραιμια (İperhloremi). Υπερ (İper): Yüksek- Χλωρος (Hloros): Sarı-yeşil renkte olan, klor-Αιμα (Ema): Kan. Kanda fazla miktarda klorür ionu bulunması. Bir tür asidoz.

Hiperklorhidri: Υπερχλορυδρια (İperhloridria). Υπερ (İper): Yüksek-Χλωρος (Hloros): Sarı-Yeşil renkte olan, klor-Υδρο (İdro): Su. Mide özsuyunda normalden fazla hidroklorik asit bulunması.

Hiperkolesterolemi: Υπερχοληστηρολαιμια (İperholistirolemi). Υπερ (İper): Yüksek-

Xολη (Holi): Safra, öd- Στερεος (Stereos): Katı, sert-Αιμα (Ema): Kan. Kanda çok miktarda kolesterol bulunması.

Hiperkromik: Υπερχρος (İperhros). Υπερ (İper): Yüksek-Χρώμα (Hrôma): Renk. Aşırı derecede boya veya pigment içeren. Alyuvarlarda yüksek miktarda hemoglobin bulunması.

Hiperlipidemi: Υπερλίπαιμια (İperlîpemia). Υπερ (İper): Yüksek-Λίπος (Lîpos): İç yağı, don yağı-Αιμα (Ema): Kan. Kanda fazla miktarda yağ bulunması.

Hipermagnezemi: Υπερμαγνησαιμια (İpermagnisemia). Υπερ (İper): Yüksek-Μαγνήσιο (Magnîsio): Magnezyum-Αιμα (Ema): Kan. Kanda normalden fazla magnezyum bulunması.

Hipermetabolizm: Υπερμεταβολισμός (İpermetavolismôs). Υπερ (İper): Yüksek-Mεταβολή (Metavolî): Değiştirme, başkalaştırma. Metabolizmanın yùksek oluşu. Vücutta fazla miktarda ısı teşekkül etmesi. Thyreotoksikoz’un tipik bulgusudur.

Hipermetropia: Υπερμετροπια (İpermetropia). Υπερ (İper): Yüksek- Μετρο (Metro): Ölçü-Οψις (Opsis): görme. Yakını görememe şeklinde beliren görme kusuru. Işık huzmeleri, retina tabakasının üzerinde değil, arka kısmına isâbet eden bir yerde odaklanır.

Hipernatremi: Υπερνατραιμια (İpernatremia). Υπερ (İper): Yüksek- Νατριο (Natrio): Sodyum-Αιμα (Kan). Kanda fazla miktarda sodyum bulunması.

Hipernefroma: Υπερνεφρωμα (İpernefroma). Υπερ (İper): Yüksek-Νεφρα (Nefra): Böbrek-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Böbreklerde görülen malign (habis, kötü huylu) bir tümör. Grawitz Tümörü.

Hiperoksalüri: Υπεροξαλουρια (İperoksaluria). Υπερ (İper): Yüksek-Οξαλος (Oksalos): Kuzu kulağı- Ουρον (Uron): İdrar.

Hiperonikiya: Υπερονύχια (İperonîhia). Υπερ (İper): Yüksek- Νύχι (Nîhi) veya Ονυξ (Oniks): Tırnak. Tırnakların aşırı derecede uzaması durumu.

Hiperostoz: Υπεροστοσις (İperostosis). Υπερ (İper): Yüksek-Οστεον (Osteon): Eski Yunanca kemik- Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Bir kemik dokusundan köken alan ve tömoral bir büyüme gösteren oluşum, Eksostoz.

Hiperozmos: Υπεροσμοσις (İperosmosis). Yπερ (İper): Yüksek-Οσμος (Osmos): Geçiş, sevk- Ωσις (Osis): Durum, hâl. Eşanlamlısı, Hipertoni. Bir diğerine oranla, daha fazla osmotik basınca sahip olan sıvının özelliği.

Hiperparatiroidizm: Υπερπαραθυροειδήσμός (İperparathiroidîsmôs). Υπερ (İper): Yüksek-Παρα (Para): Yanında, yakınında- θυροειδής (Thiroidîs): Kalkan biçiminde olan, kalkan bezi. Paratiroid bezlerinin aşırı faaliyeti neticesinde, kan kalsiyum seviyesinde aşırı derecede artış olması. Kemiklerde dekalsifikasyona (kalsiyumsuzlaşma) neden olabilir.

Hiperperistalsis: Υπερπερισταλσις (İperperistalsis). Υπερ (İper): Yüksek- Περι (Peri): Civarında, etrafında, çevresinde- Στελλω (Stelo): Göndermek, salmak. Peristaltik (Sağımsal) hareketlerin artması.

Hiperpiesis: Υπερπίεσις (İperpîesis). Υπερ (İper): Yüksek- Πίεσις (Pîesis): Basınç. Yùksek basınç.

Hiperpireksi: Υπερπυρεξια (İperpireksia). Υπερ (İper): Yüksek- Πύρ (Pîr): Ateş. Vücud ısısının 41-42 derecenin üzerinde olması, aşırı ateş.

Hiperplazi: Υπερπλασία (İperplasia). Υπερ (İper): Yüksek- Πλάσις (Plâsis): Teşkil, oluşum, yaradılış. Aşırı derecede hücre oluşumu, (sayısal büyüme).

Hiperpne: Υπερπνοει (İperpnoi). Υπερ (İper): Yüksek-πνέω (Pnêo): Soluk almak, teneffüs. Sür’atli ve derin soluk alma, nefes nefese kalma.

Hipersplenizm: Υπερσπληνισμος (İpersplinismos). Υπερ (İper): Yüksek-Σπλήν (Splîn): Dalak. Dalağın hemolitik (kan çözümsel) faaliyetlerinin artması.

Hiperteleorizm: Yπέρτελεορισμός (İpêrteleorismôs). Υπερ (İper): Yüksek-Tηλε (Tile): Uzak- Oριον (Orion): Sınır, hudut. Gözlerarası mesâfenin normalden fazla olması.

Ηipertermi: Yπέρθερμία (İpêrthermîa). Υπερ (İper): Yüksek-θερμότης (Thermôtis): Isı. Aşırı ısı, aşırı hararet. Vücut ısısının aşırı yükselmesi.

Hipertiroidizm: Υπερθυροειδήςμός (İperthiroidîsmôs). Υπερ (İper): Yüksek-Θυροειδής (Thiroidîs): Kalkan bezi. Tiroid bezi aktivitesinin yüksek olması, Tirotoksikoz.

Hipertoksik: Υπερτοξικος (İpertoksikos). Υπερ (İper): Yüksek-Τοξίνη (Toksîni): Zehir. Çok zehirli.

Hipertoni: Υπερτονια (İpertonia). Υπερ (İper): Yüksek-Τόνος (Tônos): Kuvvet, gerginlik. Kas tonusunun yüksek olması.

Ηipertrikoz: Υπερτριχοσις (İpertrihosis). Υπερ (Yüksek)-Τριχα (Triha): Kıl- Ωσις (Osis): Durum, hâl. Aşırı kıllılık.

Hipertrofi: Yπερτροφία (İpertrofîa): Υπερ (İper): Yüksek-Τρεφω (Trefo): Beslemek. Dokuların hacim bakımından aşırı derecede ve doğal olmayan bir biçimde büyümesi, irileşmesi.

Hipnoterapi: Yπνοθεραπεία (İpnotherapîa). Yπνωσις, ύπνωση (ipnosis, ipnosi): Yunan Mitolojisi’ndeki Uyku tanrısı, İpnos’tan mülhem. Uyku. Kişinin telkin yöntemiyle uyutulması- Θεραπεια (Therapia): Tedavi. Uyku tedavisi.

Hipnotik: Yπνωτικός-ή-ό (İpnotikos). Yπνωσις, ύπνωση (ipnosis, ipnosi): Yunan Mitolojisi’ndeki Uyku tanrısı, İpnos’tan mülhem. Uyku. Uyku verici, uyutucu.

Ηipnotizm: Yπνωτισμός (İpnotismôs). Yπνωσις, ύπνωση (ipnosis, ipnosi): Yunan Mitolojisi’ndeki Uyku tanrısı, İpnos’tan mülhem. Uyku. Kişinin telkin yöntemiyle uyutulması eylemi.

Hipnoz: ‘Yπνωσις, ύπνωση (ipnosis, ipnosi). Yunan Mitolojisi’ndeki Uyku tanrısı, İpnos’tan mülhem. Uyku. Kişinin telkin yöntemiyle uyutulması.

Hipoderma: Yποδέρμιο (İpodêrmio). Υπό (İpô): Düşük, alt- Δερμα (Derma): Deri, cild. Alt deri, derialtı.

Hipoestezi: Υποαισθησις (İpoesthisis). Υπό (İpô): Düşük, alt-Αισθησις (Esthisis): His, duyu. Bir bölgeye ait duyarlılığın azalması.

Hipofarenks: Υποφαρυγγας (Hipofarigas). Yπό (İpô): Düşük, alt-φαρυγγας (Farigas): Yutak. Larenks’in (Gırtlak) alt ve arka kısmında yer alan farenks (yutak) bölümü.

Hipofiz: Yπόφυσις, Yπόφυση (İpôfisis, ipôfisi). Sümüksü özdek, Alt-türek, alt-cisim, cıvık beze, Beyin tükürük bezi.

Hipofizektomi: Υποφυσ υπόφυσις, υπόφυση (ipofisis, ipofisi): Sümüksü özdek, Alt-türek, alt-cisim, cıvık beze, Beyin tükürük bezi (İpôfisektomi). Yπόφυσις, Yπόφυση (İpόfisis, ipόfisi): Sümüksü özdek, Alt-türek, alt-cisim, cıvık beze, Beyin tükürük bezi- υπόφυσις, υπόφυση (ipofisis, ipofisi): Sümüksü özdek, Alt-türek, alt-cisim, cıvık beze, Beyin tükürük bezi. Ηipofiz bezinin cerrahî olarak çıkarılması.

Hipofosfatemi: Υπόφοσφαταιμια (İpôfosfatemia). Υπό (İpô): Düşük, alt- Φωσφόρος (Fosfôros): Işık veren, ışık yayan, Kimyevî bir element-Αιμα (Ema): Kan. Kan fosfat seviyesinin düşük olması.

Hipogastrium: Yπόγαστριον (İpôgastrion). Υπό (İpô): Düşük, alt- Γαστηρ (Gastir): Karın, mide. Karın alt bölümü. Karınaltı dolayı, Altkarın.

Hipoglisemi: Υπογλυκαιμια (İpoglikemia). Υπό (İpô): Düşük, alt-Γλυκο (Gliko): Tatlı, şekerli-Αιμα (Ema): Kan. Kan şeker seviyesinin düşmesi.

Hipoglossus: Yπογλώσσιο (İpoğlôssio). Υπό (İpô): Düşük, alt- Γλωσσα (Ğlosa): Dil. Dilaltı. Örn. Nervus Hypoglossus (Dilaltı Siniri), 9. Kafa çifti.

Hipokloremi: Υποχλοραιμια (İpohloremia). Υπό (İpô): Düşük, alt- Χλωρο (Hloro): Sarı-yeşil renkte olan, klor-Aιμα (Ema): Kan. Dolaşım kanında klorür miktarının azalması. Bir tür alkaloz.

Hipoklorhidri: Υποχλορυδρια (İpohloridria). Υπό (İpô): Düşük, alt- Χλωρο (Hloro): Sarı-yeşil renkte olan, klor-Yδρο (İdro): Su, sıvı. Mide özsuyundaki hidroklorik asid miktarının azalması.

Hipokondriak: Yποχονδριακός-ή-ό (İpohondriakôs). Hastalık hastası.

Hipokondriasis: Yποχονδρίασις, Yποχονδρίαση (İpokondriasi(s)). Hastalık hastasının hâli.

Hipokondrium: Υποχοντριον (İpohodrion). Υπό (İpô): Düşük, alt- χοντριον (Hodrion): Kıkırdak. Kaburga kemiklerinin alt tarafı (en son kaburga kemiğinin nihâyetlendiği yer), kıkırdakların altı anlamında. Geğrek.

Hipokromi: Υποχρομια (İpohromia). Υπό (İpô): Düşük, alt- χρωμα (Hroma): Renk, boya. Renk veya pigmentasyon bozukluğu, alyuvarlardaki hemoglobin miktarının azalması.

Hipoksemi: Υποξαιμια (İpôksemia). Υπό (İpô): Düşük, alt- Οξυς (Oksis): Asid-Αιμα (Ema): Kan. Arter kanında bulunan oksijen miktarının azalması.

Hipoksi: Υποξια (İpôksia). Υπό (İpô): Düşük, alt- Οξυς (Oksis): Asid. Dokulardaki Oksijen miktarının azalması.

Hipomani: Υπομανια (İpomania). Υπό (İpô): Düşük, alt- Μανία (Manîa): Azgınlık, çılgınlık, aşırılık. Bir mani türü.

Hipometabolizm: Υπομεταβολισμός (İpometavolisdmôs). Υπό (İpô): Düşük, alt- Mεταβολη (Metavoli): Değişim, dönüşüm. Vücutta normalin altında metabolik faaliyet olması, yeterli enerjinin üretilememesi.

Hiponatremi: Υπονατραιμια (İponatremia). Υπό (İpô): Düşük, alt- Nατριο (Natrio): Sodyum-Αιμα (Ema): Kan. Kan sodyum seviyesinin düşmesi.

Hipoparatiroidizm: Υποπαραθυροειδησμός (İpoparathiroidismôs). Υπό (İpô): Düşük, alt-παραθυροειδης (parathiroidis): Kalkanardı bezi. Paratiroid bezlerinin düşük faaliyet göstermesi ve buna bağlı olarak kan kalsiyum seviyesinin düşmesi.

Hipopiesis: Υποπίεσις (İpôpîesis). Υπο (İpô): Düşük, alt- Πίεσις (Pîesis): Basınç. Arter (Atardamar) basıncının düşmesi, hipotansiyon.

Hipoplazi: Υποπλασία (İpôplasîa). Υπο (İpô): Düşük, alt- Πλασσεω (Plaseo): Şekil vermek. Herhangi bir dokunun gelişiminin geri olması.

Hipoprotrombinemi: Υποπροθρομβιναιμια (İpôprotrombinemia). Υπο (İpô): Düşük, alt- Προ (Pro): Önce, öncesinde-Θρόμβος (Thromvos): Pıhtı-Αιμα (Ema): Kan. Kan protrombin seviyesinin düşük olması hâli. Pıhtılaşma gecikir.

Hipopyon: Υποπυον (İpôpion). Υπο (İpô): Düşük, alt- Πύον (Pîon): Cerahat, irin. Gözün ön kamarasında cerahat toplanması.

Hiposmi: Υποσμια (İpôsmia). Υπο (İpô): Düşük, alt- Όσμή (Ôsmî): Koku, rayiha, buğu. Koku duyusunun körelmesi.

Hipospadias: Υποσπαδιας (İpôspadias). Υπο (ipô): Düşük, alt-Σπεινω (Spino): Dışarıya akıtmak. Erkeklerde üretranın (sidik yolu), penis’in alt yüzeyine açılması şeklinde kendini gösteren konjenital (doğumsal) bir anomali.

Hipostaz: Υποστασις (İpôstasis). Υπό (İpô): Düşük. alt-Στάσις (Stâsis): Duruş, durma, vaziyet. Sediment, tortu, çökelti, altta kalan, alt kısımda yer alan, dolaşımın aksaması nedeniyle bir bölgeye kan toplanması.

Hipotalamik: Yποθαλαμικός-ή-ό (İpothalamikôs). Boztepe altına değgin.

Hipotalamus: Yποθάλαμος (İpothâlamos). Υπό (İpô): Düşük, alt- θάλαμος (Thâlamos): Oda, koðuş anlamında, boztepe. Beyin’de bir oluşum. Boztepe altı.

Hipotenar: İç aya budu. (hypothenar). Υποθεναρη (İpothenari). Υπό (İpô): Düşük-Θεναρι (Thenari): Aya. Avucun 4 ve 5. parmak seviyelerini içine alan bölümü. Alt avuç.

Hipotermi: Υποθερμια (İpôthermia). Υπό (İpô): Düşük-θερμότης (Thermôtis): Isı. Normal vücud ısısının altındaki ısı değerleri için kullanılan deyim.

Hipotetik: Yποθετικός (İpothetikos). Farazî, varsayıma değgin.

Hipotez: Yπόθεση (İpothesi). Υπό (İpô): Düşük, alt- θεση (Thesi): Tez, sav. Faraziyye, varsayım.

Hipotiroidizm: Υποθυροειδής (İpôthiroidîs). Υπό (İpô): Düşük-Θυροειδής (Thiroidîs): Kalkan bezi, tiroid. Dolaşımda bulunan tiroid hormonlarından birinin veya ikisinin normal seviyenin altında olduğunu belirten deyim.

Hipotoni: Υποτονια (İpôtonia). Υπό (İpô): Düşük-Τόνος (Tônos): Kuvvet, gerginlik, dirilik, ton. Kuvvet eksikliği, izotoni’nin (eşkuvvet) sağlanamaması.

Hipotonik: Υποτονος (İpôtonos). Υπό (İpô): Düşük-Tόνος (Tônos): Kuvvet, gerginlik, dirilik, ton. Osmotik basıncın düşük olması, izotonik değerin altında, kuvvet eksikliği olan.

Hipotrofi: Yποτροφία (İpotrofîa). Υπό (İpô): Düşük, aşaðı- Τροφή (Trofî): Besin, yem, gıda. Küçülme.

Hippokampus: Ιπποκαμπός (İpokampôs). Denizatı, deniz aygırı. Beyinde, yan karıncığın alt boynuzunda yer alan kıvrım.

Histerektomi: Υστερεκτομη (İsterektomi). Υστερα (İstera): Rahim, Uterus-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Uterus’un cerrahî olarak çıkarılması.

Histeri: Υστερία (İsterîa). Bir çeşit nevroz, kadınlarda görülür.

Ηisterik: Υστερικός (İsterikos).

Histerografi: Υστερογραφία (İsterografîa). Υστερο (İstero): Rahim, Uterus-Γραφω (Grafo): Yazmak. Uterus’un radyolojik olarak muayene edilmesi.

Histerosalpingektomia: Υστεροσαλπιγγεκτομη (İsterosalpigektomi). Υστερο (İstero): Rahim, uterus-Σαλπιγγας (Salpigas): Tuba Uterina, Rahim tüpleri-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Uterus ve her iki Tuba Uterina’nın cerrahî olarak çıkarılması.

Histerotomi: Υστεροτομη (İsterotomi). Υστερο (İstero): Rahim, uterus-Τομη (Tomi): Kesme, biçme, insizyon. Hamileliği sona erdirmek üzere uterus’ta yapılan insizyon. Bir tür sezaryen uygulamasıdır.

Histerotrahilorafi: Υστεροτράχηλοραφη (İsterotrâhilorafi). Υστερο (İstero): Rahim, uterus-Tράχηλος (Trâhilos): Boyun, ağız-Pαφή (Rafî): Dikiş. Yırtılmış durumdaki Cervix Uteri’nin (Rahim Ağzı, Uterus boynu) tamir edilmesi.

Histiositoz: Ιστοκυτοσις (Histokitosis). Iστος (istos): Doku-Κυτος (Kitos): Hücre, ambar-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Birçok dokuda granülomatöz (danevî) lezyonlarla karakterize bir hastalık. Hand-Schuller-Christian disease.

Histokimya: Ιστοχημεια (İstohimia). Ιστος (İstos): Doku- χημεια (Himia): Kimya. Doku kimyası. Dokukamık.

Histoliz: Ιστολυσις (İstolisis). Ιστος (İstos): Doku-Λυσις (Lisis): Erime, çözünme. Doku erimesi. Organik dokuların çözülüp dağılması.

Histoloji: Iστολογία (İstologîa). Ιστος (İstos): Doku- Λόγος (Lôgos).Dokubilim.

Histon: Ιστονη (İstoni). Genleri kontrol eden bir protein grubu.

Histoplazmoz: Ιστοπλασμωσις (İstoplasmosis). Ιστος (İstos): Doku- Πλασμα (Plasma): Varlık, yaratık, mahlûk- Ωσις (Osis): Durum, hâl. Bir çeşit enfeksiyöz retiküloz. Retikülo-endotelial sistem tutulmuştur. Histoplasma Capsulatum adı verilen bir mantar sorumludur.

Homeomeri: Ομοιομερία (Omiomerîa). Ομοιος (Omios): Eş, benzer- Μέρος (Mêros): Kısım. Eş kısımlılık, eşparçalılık.

Homeopati: Oμοιοπαθητική (Omiopathitiki). Ομοιος (Omios): Eş, benzer. Παθεια (Pathia): Duygu, acı. Hemdertlik hâli. Benzer acı, benzer duygu anlamlarında. Kuvvetli ilâçların küçük dozlarda verilmesi suretiyle uygulanan tedâvi.

Homeopatik: Oμοιοπαθητικός (Omiopathitikôs). Ομοιος (Omios): Eş- Παθητικός (Pathitikôs). Müteessir, hüzünlü, duy(gu)sal. Hemdert, benzer duyguya, acıya, derde sahip olan.

Homojen: Oμογενής-ής-ές (Homoyenîs). Ομοιος (Omios): Eş-Γενετική (Yenetikî): Oluşlu, oluşla ilgili. Eşcinsli, eşoluşlu, eşkökenli, aynı cinsten olan.

Homolog: Oμόλογος-η-ο (Omôlogos). Ομοιος (Omios): Eş, aynı- Λόγος (Lôgos): Bilgi, bilim, kelâm, mantık. Eş bilgili, eş sözlü, eş nitelikli.

Homosistinüri: Ομόκυστουρια (Omôkisturia). Ομοιος (Omios): Eş, aynı-Κυστης (Kistis): Kese, Mesâne-Ουρο (Uro): İdrar. İdrarda Homosistin (Sistin’e benzer ve kükürt ihtiva eden bir aminoasit) bulunması. Mental gelişimi engelleyen bir maddedir.

Homozigot: Oμόζυγος-η-ο (Omôzigos). Ομοιος (Omios): Eş, aynı- Zυγός (Zigôs). Sıra, boyunduruk, dizi, saf. Sperm ile Ovum’un birleşmesinden meydana gelen yapı, döllenmiş yumurta. Kromozom çiftlerinden birinin üzerinde, aynı yerde benzer genler taşıyanlar. Heterozigot’un karşıtı.

Hormon: Ορμόνη (Ormôni). Ορμω (Ormo): Saldırmak, hücum etmek. Boşaltım kanalları olmayan özel bezler tarafından yapılarak kan dolaşımına verilen ve diğer dokuların fonksiyonlarını denetleyen kimyevî madde.

Hormonoterapi: Ορμονοθεραπεια (Ormonotherapia). Ορμω (Ormo): Saldırmak, hücum etmek-Θεραπεια (Therapia): Tedavi. Hormon tedâvisi.

Hyalin: Yαλώδης (İalodis). Υαλος (İalos): Cam. Cam gibi olan, şeffaf. Bir doku türü.

Hyalit: Υαλειτις (İalitis). Υαλος (İalos): Cam –Ειτις (İtis): İltihâbî durum. Gözde bulunan Humor Vitreus’un veya çevresindeki zarın iltihâbı.

Hyaloid: Υαλοειδη (İaloidi). Υαλος (İalos): Cam- Ειδος (İdos): Biçim, şekil, suret, nevi, cins. Hyalin’e benzeyen. Örn. Hyaloid Membran (Humor Vitreus’u çevreleyen zar).

Hydatid: Υδατιδη (İdatidi). Su dolu vezikül anlamında. Köpeklerde bulunan Echinococcus adlı parazitin larvaları (kurtçukları) tarafından meydana getirilen bir kist.

Hyoid: Υοειδη (İoidi). “Y” şeklinde olan. Dil kökünde yer alan “Y” harfi biçimindeki kemik.