- by Cynthia K. Buffington, Ph.D.


Bir destek grubu toplantısı sırasında aynı gün ve aynı ameliyatı geçirmiş olan beş hasta, bana neden farklı oranlarda kilo kaybettiklerini sordular. Ayarlanabilir gastrik band (mide kelepçesi) ameliyatını izleyen 3 ayda, hastalardan sadece erkek hasta Charles 71 pound (32.2 kg) kaybetmişti. Öte yandan Sarah 57 pound (25.9 kg), Sally 40 pound (128.1 kg), Sue 29 pound (13.1 kg) ve Jennifer sadece 19 pound (8.6 kg) verebilmişti.

Neden Charles bayan hastalardan daha fazla kilo vermişti? Neden Sue ve Jennifer diğer hastalara göre daha az kilo kaybetmişti? Jennifer ve Sue önerilen postoperatif diyet protokolüne uymamış mıydı? Onlar milkshake, cola, kek, dondurma gibi yüksek kalorili içecek ve gıdalar mı tüketmişlerdi? En büyük miktarlarda kilo vermeyi başaran Charles ve Sarah; Sally, Sue, and Jennifer’dan daha düzenli egzersiz mi yapmışlardı?

Hastalar arasında neden bu kadar büyük kilo kaybı farklılıkları olduğunu anlamak için sonuncusu 3-4 gün önce yapılan en son takiplerindeki laboratuar sonuçlarını, beslenme profillerini ve klinik raporlarını tekrar değerlendirdik. Neden bazı hastaların diğerlerinden daha hızlı kilo verdiğini araştırmak için öncelikle ameliyattan önce ve sonraki vücut ölçümlerini gözden geçirdik. Bütün hastalar yaklaşık olarak aynı vücut kitle indeksine sahipti ve ortalama olarak 43 ile 47 arasındaydılar. Fakat hastaların vücutlarında yağ dağılımı farklı idi.

Vücut yağ dağılımı bel ve kalça çevresi ölçülüp, bel çevresi kalça çevresine bölünerek, yani bel-kalça oranı (WHR) bulunarak belirlenir. WHR değeri 0.95’den büyük olan bir erkek vücut yağının çoğunu bel çevresinde depolar (abdominal şişmanlık). Premenopozal kadınlar yağı kalçalarında ve baldırlarında depolarlar ve genellikle WHR değerleri 0.80’in altındadır. Fakat WHR değeri 0.80’in üzerinde olan kadınlar da yağı abdominal bölgelerde depolamaya eğilimlidir.

Derin abdominal veya visceral (iç organlarda depolanan) yağ, kalçalarda ve baldırlarda depolanan yağdan daha hızlı turnover (dönüşüm) hızına sahiptir. Bu nedenle, kalori kısıtlaması olduğunda büyük miktarlarda abdominal yağ kaybedilirken, kalçalar ve baldırlardaki daha yavaş kaybedilir. Bu nedenle, abdominal obezitesi olan bir kişi, diyet veya cerrahiden sonra, kalça ve belinde fazla yağı olan kişiden daha hızlı kilo kaybedecektir.

Erkekler kadınlara göre abdominal dokularda daha fazla yağ biriktirme eğilimindedir. Bu nedenle, erkekler genelde kadınlardan daha hızlı kilo verebilirler. Charles cerrahiden önce 1.2 gibi bir WHR değerine sahipti ve 3 ayda kilonun çoğunu bel çevresinden verdi. Charles’ın abdominal yağdan dolayı daha yüksek turnover oranı, muhtemelen bayan hastalardan daha fazla kilo verme kapasitesinin temel nedenlerinden biriydi.

Sarah, Sally ve Sue sırasıyla 0.85, 0.84 ve 0.83 gibi, benzer WHR oranlarına sahiptiler. Cerrahiden sonraki 3 ayda kalça ve bel ölçümlerindeki değişiklikler de benzerdi. Tüm hastalar orantısal olarak daha büyük kayıpları kalça ve baldırdan değil, bel çevresinden sağladılar.

Tüm hastaların içinde en az kilo kaybeden Jennifer çok geniş kalça ve baldırlara, ve relatif olarak daha küçük bel ve üst abdomene sahipti. Cerrahiden önceki WHR değeri 0.68 idi. Kalça ve baldırlardaki yağ, abdominal bölgedekinden daha zor çözülür. Geniş kalça ve uyluklara, küçük bel çevresine sahip kadınlar cerrahiyi takiben veya herhangi bir anti-obezite prosedüründen sonra kilo vermede en büyük güçlüğü yaşayan gruptur. Jennifer yağının büyük bölümü kalça ve baldırlarında depolandığı için cerrahiden sonra en az miktarda kilo verebilen hasta oldu.

Ancak sadece yağ dağılımı, benzer WHR değerlerine sahip Sarah, Sally ve Sue arasındaki kilo verme farklılıklarını açıklamaya yeterli değildir. Bu üç hasta benzer başlangıç kilolarına sahiptiler. Üstelik, her üç hasta da aynı postoperatif egzersiz programının üyeleri olduğundan; egzersiz alışkanlıkları da postoperatif kilo vermelerindeki farklılıkları açıklamaz. Bununla beraber, beslenme profilleri neden Sue'nun ameliyat sonrası kilo kaybının Sarah ve Sally'den farklı olduğu hakkında bir ipucu verebilir.

Kliniğimizde hastalardan her takip vizitlerinde besin günlükleri alınarak nutrisyonel profilleri oluşturulmaktadır. Bu profillerden elde edilen beslenme verileri total kalori alımı, diyetteki protein, karbonhidrat ve yağ yüzdeleri, alınan protein, karbonhidrat ve yağların türleri, diyetteki vitaminler ve mineraller gibi bilgileri içermektedir. Günlük kalori alımı ve diyet kompozisyonlarına göre, Sarah ve Sally'nin nutrisyonel profillerinin çok benzer olduğunu; fakat Sue'nun diyetinin anlamlı şekilde farklılık gösterdiğini saptadık.

Sue, Sarah ve Sally'ye göre günde ortalama 250 kalori fazla almaktaydı. Ek olarak, Sue kalorisinin daha azını protein olarak alırken, daha çoğunu şeker içeren karbonhidratlardan temin etmekteydi. Giderek artan günlük kalori alımı, Sarah ve Sally ile kıyaslandığında neden daha az kilo verebildiğini açıklayabilir.

Şeker içeren karbonhidratlar ve işlenmiş tohumlar insülin seviyesini meyve, tam tahıllar, kuruyemişler, bakliyat ve sebzeler gibi liften zengin karbonhidratlara göre daha fazla yükseltirler. Sonuçta insulin, yağı depolara yönlendirir ve yağ yıkımını azaltır; böylece kilo kaybetme çabasının tersine etkilidir.

Sue'nin diyeti sarah ve Sally ile kıyaslandığında sadece basit karbonhidratlardan zengin değil, aynı zamanda da proteinden fakirdi. Yeterli miktarda protein alınması cerrahi sonrası ya da düşük kalorili diyetlerde görülen kas yıkımını engeller. Kas dokusu yüksek metabolik aktiviteye sahiptir ve yağı okside eder, yani yakar. Bu nedenle, kas dokusunun azalması metabolik aktiviteyi ve yağ metabolizmasını yavaşlatır.
3 aylık postoperatif periodda Sue, oransal olarak Sarah ve Sally'e göre daha fazla kas dokusunu ve daha az yağ dokusunu kaybetti. (Not: Vücut kompozisyonu bioelektrik empedans yöntemi ile ölçüldü.) Sue kas dokusunun kaybı ile bağlantılı olarak daha fazla oranda bazal metabolik aktivite (indirekt kalorimetri ile ölçüldü.) azalması yaşadı. Bazal (istirahat) metabolik aktivite, gün boyunca tüm kalorinin % 70'inin yakılmasına yol açar. Sue'nin, Sarah ve Sally gibi kilo vermeyi başaramamasının nedeni, vücut kas dokusunu kaybetmesi ve bazal metabolik aktivitesinin düşmesidir.

Sue'nun kötü nutrisyonel profili, daha fazla vücut kas kitlesini kaybetmesi ve azalmış bazal metabolik aktivitesi, neden Sarah ve Sally'den daha az kilo verdiğini açıklayabilir. Bununla birlikte, nutrisyonel profillerdeki, vücut kompozisyonundaki ve bazal metabolik aktivitedeki farklılıklar ve yağ dağılımı, başlangıçtaki vücut boyutu ve fiziksel aktivite düzeyleri gibi değerler benzer düzeyde olduğundan; neden Sally'nin ameliyatı takiben Sarah'tan daha az kilo verdiğini (17 pound daha az) açıklamaz.

Gerçekten de, neden Sally Sarah'tan daha az klo kaybetmişti? Sally'nin 3 aylık postoperatif klinik kayıtlarına göre ameliyat öncesine göre daha az dozda olsa da, kan şekerini düzenlemek için diabet ilaçları (sulfonilüre) kullanmaktaydı. Aynı zamanda, hipertansiyon için beta-blokerler kullanıyordu. Öte yandan, Sarah herhangi bir ilaç kullanmamaktaydı.


İronik şekilde, obezitenin neden olduğu veya ağırlaştırdığı hastalıkların tedavisi için kullanılan bazı ilaçlar kilo aldırmaktadır. Metformin dışında, insulin, sulfonilüreler ve thiazolidinedionlar gibi pek çok diabet ilacı yağ birikimine ve kilo alımına neden olmaktadır. Özellikle Lithium ve trisiklik antidepresanlar olmak üzere, pek çok antidepresan ve mood düzenleyici ilaçlar da kilo artışına yol açmaktadır. Ek olarak, osteoartrit veya otoimmun hastalıkların tedavisinde kullanılan steroidller de, hipertansiyonda kullanılan beta blokerler ve kalsiyum kanal blokerleri gibi vücut ağırlığıını arttırmakta ve yağ birikimine neden olmaktadır.

Sally'nin diabet ve hipertansiyon ilaçları Sarah kadar kilo verememesinden sorumlu olabilir. Bununla birlikte; ilaçlar dışında, diyet, egzersiz, metabolik hız veya yağ turnoveri gibi başka faktörler de bulunabilir.

Bir hasta, büyüme hormon düzeyleri düşük olduğundan, sex hormonu üretimi bozulduğundan veya kortizol seviyeleri yüksek olduğundan diğer hastalardan daha az kilo verebilir. Hormon defektleri, barsaklarla ilgili faktörler, gıda alımını ve tokluğu düzenleyen nörokimyasal faktörler ve enerji giderleri hastalarda ameliyat sonrası kilo kaybını etkileyebilir. Yağ metabolizmasını veya enerji kullanımını regüle eden enzimlerin aktivitelerinin bozulması, cerrahi sonrası kilo veriminde etkilidir. Enerji alımını ve harcanmasını etkileyen pek çok diğer faktörün yanısıra, genetik te kilo değişikliklerinde bir etken olabilir.

Sonuç olarak; kalori alımındaki farklılıklar, enerji tüketimi, vücut alışkanlıkları, vücut kompozisyonu, bazal metabolik aktivite, hormonal profiller, genetik ve pek çok diğer faktör bir hastanın cerrahi sonrasında kilo kaybını etkiler. Kilo kaybı bu pek çok faktörün bileşimine bağlı olduğundan, aynı miktarlarda kalori alsalar ve benzer fiziksel aktiviteleri gösterseler de, iki farklı hastanın cerrahi sonrasında aynı kiloyu kaybetmesi pek beklenmemelidir.

Bu nedenle, obezite cerrahları ve hastaların aynı cerrahi prosedürlerin farklı hastalarda aynı kilo kaybına yol amayabileceğini; bu durumun basitçe kalori alımı ve kalori harcanmasından daha kompleks mekanizmalarca kontrol edildiğini anlaması zorunludur. Dolayısı ile, obezite cerrahisinden sonra diğer hastalar kadar kilo veremeyen hastalar, özellikle de postoperatif diyet ve egzersiz rejimlerine sadık iseler, umutsuzluğa kapılmamalı ve kendilerini başarısız hissetmemelidir.

ÇEVİRİ: Op.Dr. Murat ÜSTÜN

ORJİNAL MAKALE: Cynthia Buffington is the Director of Research, U.S. Bariatric, Fort Lauderdale, Miami, Orlando Originally Published in Beyond Change - 2004

KAYNAK BELİRTİLMEK VE SİTEMİZE LİNK VERİLMEK KAYDI İLE TÜM HASTALARIN YARARLANMASI İÇİN ALINTI YAPILABİLİR.