- N -

Narkosentez: Ναρκοσυνθεσις (Narkosinthesis). Ναρκος (Narkos): Uyuşukluk- Συνθεσις (Sinthesis): Sentez, bireşim. Hafif anestezi altında, hastaya geçmişe ait bazı olaylar hatırlatılması ve böylelikle hastalık sebebinin ortaya çıkarılması.

Narkoterapi: Ναρκοθεραπεια (Narkotherapia). Ναρκος (Narkos): Uyuşukluk-Θεραπεια (Therapia): Tedavi. Narkoz tedavisi.

Narkotik: Ναρκωτικος (Narkotikos). Uyuşturucu.

Narkoz: Ναρκωσις (Narkosis). Uyuşukluk. İlaçlar tarafından meydana getirilen şuur kaybı.

Narsisizm: Ναρκισσισμός (Narkisismôs). Kendine sevdalılık, kendine âşıklık. Yunan mitolojisinde, suda kendi aksini gören ve ona aşık olan “Narkisos” isimli kahraman’ιn isminden műlhem.

Narsi(si)st: Ναρκισσισμένoς (Narkisismênos). Kendine sevdalı, kendine âşık.

Nefralji: Νεφραλγια (Nefralgia). Νεφρα (Nefra): Böbrek-Αλγος (Algos): Ağrı. Böbrek ağrısı.

Nefrektomi: Νεφρεκτομη (Nefrektomi). Νεφρα (Nefra): Böbrek-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Bir böbreğin cerrahî olarak çıkarılması.

Nefrit: Nεφρειτις (Nefritis). Νεφρα (Nefra): Böbrek- Ειτις (İtis): İltihâbî durum. Böbreklerin iltihâbı.

Nefrogram: Νεφρογραμμα (Nefrograma). Νεφρα (Nefra): Böbrek-Γραμμα (Grama): Harf, betim. Böbrekyazım, Renogram.

Nefrojen: Νεφρογονο (Nefrogono). Νεφρα (Nefra): Böbrek-Γονο (Gono): Oluşlu. Böbrekte meydana gelen, böbrekten köken alan, böbrek menşeli.

Nefroloji: Nεφρολογία (Nefrologîa). Νεφρα (Nefra): Böbrek-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. Böbrekbilim.

Nefrolithiasis: Nεφρολιθίασις (Nefrolithîasis). Νεφρα (Nefra): Böbrek-Λιθος (Lithos): Taş-Ιασις (İasis): Durum, hâl. Böbrekte taş bulunması.

Nefrolitotomi: Νεφρολιθοτομη (Nefrolitotomi). Νεφρα (Nefra): Böbrek-Λιθος (Lithos): Taş-Τομη (Tomi): Kesi, kesit, insizyon. Böbrekte yapılan bir kesi vasıtasıyla böbrek taşlarının çıkarılması.

Nefron: Nεφρός (Nefrôs). Böbreklerde bir oluşum. Böbreğin yapısını oluşturan temel unsur.

Nefropati: Nεφροπάθεια (Nefropâthia). Νεφρα (Nefra): Böbrek- Παθος (Pathos): Dert, acı, ısdırab, hastalık, his, duygu. Böbrek hastalığı / hastalıkları.

Nefroplasti: Νεφροπλαστια (Nefroplastia). Νεφρα (Nefra): Böbrek-Πλασσεω (Plaseo): Şekil vermek. Böbrekler üzerinde gerçekleştirilen plastik ameliyat.

Nefroptosis: Νεφρα (Nefra): Böbrek-Πτοσις (Ptosis): Düşme. Böbreklerin aşağıya doğru yer değiştirmesi, böbrek düşüklüğü.

Nefropyoz: Νεφροπυοσις (Nefropiosis). Νεφρα (Nefra): Böbrek-Πυον (Pion): İrin, cerahat-Ωσις (Osis): Durum. Böbrekte cerahat oluşması.

Nefroskleroz: Νεφροσκληροσις (Nefrosklirosis). Νεφρα (Nefra): Böbrek-Σκληρός (Sklirôs): Sert-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Hipertansif (Tansiyon yüksekliği) damar hastalığına bağlı olarak meydana gelen böbrek yetmezliği. Kronik nefrite benzer bir tablo.

Nefrostomi: Νεφροστομια (Nefrostomia). Νεφρα (Nefra): Böbrek-Στομα (Stoma): Ağız. Pelvis Renalis (Böbrek Havuzu) ile vücud yüzeyi arasında cerrahî olarak bir fistül (kanal) oluşturulması.

Nefrotik: Νεφροτικός (Nefrotikôs). Böbreklere değgin.

Nefrotomi: Νεφροτομη (Nefrotomi). Νεφρα (Nefra): Böbrek-Τομη (Tomi): Kesi, kesme, insizyon. Böbrekler üzerinde gerçekleştirilen insizyon.

Nefroz: Νεφροσις (Nefrosis). Νεφρα (Nefra): Böbrek-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Böbrekte oluşan ve iltihâbî karakter taşımayan herhangi bir dejeneratif (yozlaştırıcı) değişiklik.

Neft: Ναφτη (Nafti). Sakızlı, ziftli sıvı. Petrolden veyâ ağaçlardan elde edilen ve reçineye benzeyen yapışkan bir madde.

Nekrofil: Nεκρόφιλος (Nekrôfilos). Νεκρος (Nekros): Ceset, kadavra, Ölü-Φιλος (Filos): Arkadaş, dost. Ölüsevici.

Nekrofili: Nεκροφιλία (Nekrofilîa). Νεκρος (Nekros): Ceset, Kadavra, Ölü-Φιλια (Filia): Sevme, sevgi. Ölüsevicilik.

Nekropsi: Nεκροψία (Nekropsîa). Νεκρος (Nekros): Ceset, kadavra-Οψις (Opsis): Görme, görüş. Ölünün vücudunun incelenmesi, Otopsi.

Nekrotik: Nεκροτικός (Nekrotikôs). Nekroza uğramış olan, ölü.

Nekroz: Nέκρωση (Nêkrosi). Νεκρος (Nekros): Ceset, ölù-Ωσις (Osis): Durum. Bir dokunun harâb olması, ölmesi.

Nemfomani: Nυμφομανία (Nimfomanîa). Nυμφη (Nimfi): Yunan mitolojisinde bir varlık olup “perikızı” olarak karşılanır. Tıbbî terminolojiye, Latince “Labia Minoris” (Küçük Dudak) olarak geçmiş olup, kadın cinsî organının bir bölümünü ifâde eder-Μανια (Mania): Azgınlık, aşırılık, çılgınlık. Kadının aşırı derecede cinsî temas ihtiyacı göstermesi, aşırı şehvet.

Nemfomanyak: Nυμφομανής (Nimfomanîs). Nemfomani özellikleri gösteren.

Neoartroz: Νεοαρθρωσις (Neoarthrosis). Νέος (Nêos): Yeni-Αρθρωσις (Arthrosis): Eklem, mafsal. Anormal eklem, kırık bölgelerinde meydana gelen sahte eklemler gibi.

Neolojizm: Νεολογισμος (Neologismos). Νέος (Nêos): Yeni-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. Kelime uydurma hastalığı. Yeni kelimeler üretme.

Neoplazi: Νεοπλασις (Neoplasis). Νέος (Nêos): Yeni-Πλασις (Plasis): Teşkil, oluşum, şekillenme. Yeni doku teşekkülü. Genelde, tümoral / kanseröz süreçler esnâsında cereyan eden patolojik olayları kasden kullanılan bir terim.

Neoplazma: Νεοπλασμα (Neoplasma). Νέος (Nêos): Yeni-Πλασμα (Plasma): Hücrenin, çekirdek dışında kalan bölümü, varlık, mahlûk, yaratık. Yeni gelişen bir doku, tümör, ur.

Nervus: Nεύρο (Nevro). Sinir.

Nevralji: Νευραλγια (Nevralgia). Νεύρο (Nevro): Sinir-Αλγος (Algos): Ağrı. Sinir ağrısı, bir sinir boyunca yayılan ağrı.

Nevrapraksi (Nöropraksi): Νευραπραξις (Nevrapraksis). Νεύρο (Nevro): Sinir-Α: Olumsuzluk öneki-Πραξις (Praksis): Faaliyet, uygulama. Periferik (Çevresel) sinir liflerinin geçici olarak iş göremez hâle gelmesi. Ezilmelere veya uzun süreli mekanik baskılara bağlı olarak meydana gelir.

Nevrasteni: Nευρασθένεια (Nevrasthênia). Νεύρο (Nevro): Sinir-Ασθένια (Asthênia): Zâfiyet. Sinir zaafiyeti, sinirsel zayıflık. Devamlı dermansızlık, atâlet (tembellik), bitkinlik ve inisiyatif kaybı, huzursuzluk, aşırı duyarlılık, irritabilite (tahriş olurluk) ile karakterizedir.

Nevropat: Nευροπαθής-ής-ές (Nevropathis). Nεύρο (Nevro): Sinir-Παθος (Pathos): Dert, acı, ısdırab, hastalık, his, duygu. Sinir derdi çeken, sinirsel bozukluğu olan, aşırı asabî kişi.

Nevropati: Nευροπαθεια (Nevropathia). Nεύρο (Nevro): Sinir-Παθος (Pathos): Dert, acı, ısdırab, hastalık, his, duygu. Sinir hastalığı.

Nevrotik: Nευρωτικός (Nevrotikôs). Nevroz problemi yaşayan.

Nevroz: Nεύρωσις (Nevrosis) veya Nεύρωση (Nevrosis). Nεύρο (Nevro): Sinir-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Hastanın farkında olduğu fakat bir türlü aşamadığı psikolojik durum. En çok ratlanan nevrozlar: Anksiyete (Sıkıntı), Histeri ve Depresyon’dur. Psikoz’da ise hasta kendi durumunun farkında değildir.

Niktalji: Νύχταλγια (Nîhtalgia). Νύχτα (Nîhta): Gece-Αλγος (Algos): Ağrı. Gece ağrısı, gece gelen ağrı.

Niktalopi: Νύχταλοψις (Nîhtalopsis). Νύχτα (Nîhta): Gece-Αλαος (Alaos): Eski Yunanca, kör-Οψις (Opsis): Görme, görüş. Gece körlüğü, tavuk karası, Night Blindness.

Niktofobi: Νύχτοφοβια (Nîhtofovia). Νύχτα (Nîhta): Gece-Φόβος (Fôvos): Korku. Geceden ve karanlıktan korkma.

Niktüri: Νύχτουρια (Nîhturia). Νύχτα (Nîhta): Gece-Ουρον (Uron): İdrar. Gece işemesi, yatakta idrar kaçırma.

Nistagmus: Nυσταγμους (Nistaggmus). Νυσταζω (Nistazo): Uyuklamak, başın öne doğru eğilmesi. Göz küresinin tekrarlayan spazmodik ve istemdışı hareketleri.

Nosea: Nόσος (Nosos). Hastalık, kırgınlık veya “Ναυσεα” (Nafsea): Deniz tutması.

Nostalji: Nοσταλγία (Nostalgia). Νοστος (Nostos): Geçmiş, Mâzi-Αλγία (Algîa): Ağrıma, sızlama. Geçmiş ağrısı, geçmişe duyulan özlem. İştak-ı Mâzi, Sıla hasreti.

Nöroanatomi: Nευροανατομία (Nevroanatomia). Sinir Sistemi Anatomisi.

Nörektomi: Νευρεκτομη (Nevrektomi). Νεύρο (Nevro): Sinir-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Bir sinir bölümünün cerrahî olarak çıkarılması.

Nörepinefrin: Νευρεπινεφρινή (Nevrepinefrinî). Νεύρο (Nevro): Sinir- Eπι (Epi): Ùst, ùzeri, ùzerinde-Νεφρα (Nefra): Böbrek. Nöradrenalin. Böbreküstü bezinden salgılanan bir madde.

Nörilemma: Νευριλημμα (Nevrilima). Νεύρο (Nevro): Sinir-Λημμα (Lima): Kılıf, nişan, įşâret, hat. Bir sinir lifindeki myelin kılıfı çevreleyen ince, zar şeklindeki en dış örtü.

Nörit: Νευρειτις (Nevritis). Νεύρο (Nevro): Sinir-Ειτις (İtis): İltihâbî durum. Sinir iltihâbı.

Nöroblast: Νευροβλαστος (Nevrovlastos). Νεύρο (Nevro): Sinir-Βλαστος (Vlastos): Filiz, germ, kök. İlkel sinir hücresi, Sinir kök hücresi.

Nöroblastom: Νευροβλαστωμα (Nevrovlastoma). Νεύρο (Nevro): Sinir-Βλαστος (Vlastos): Filiz, germ, kök-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Adrenal Medulla’da teşekkül eden habis bir tümör. İdrarda katekolamin artışı tanı koydurucudur.

Nörodermatit: Νευροδερματειτις (Nevrodermatitis). Νεύρο (Nevro): Sinir-Δερμα (Derma): Deri, cild-Ειτις (İtis): İltihâbî durum. Deride kaşıntılara bağlı olarak sinir trasesi (yolu) boyunca sert, kalın bantlar oluşması. Cild kalınlaştıkça tahriş artar, tahriş arttıkça kaşıntı artar.

Nörofizyoloji: Nευροφυσιολογία (Nevrofisiologia). Νεύρο (Nevro): Sinir-Φυσιολογια (Fisiologia): İşlevbilim. Sinir fonksiyonlarını inceleyen işlevbilim kolu.

Nöroglia: Νευρογλυα (Nevroglia). Νεύρο (Nevro): Sinir-Γλυα (Glia): Zamk, tutkal. Beynin ve omuriliğin destek dokusu.

Nörojen: Νευρογονο (Nevrogono). Νεύρο (Nevro): Sinir-Γονο (Gono): Oluşlu. Sinir dokusundan köken alan, Sinir dokusuna değgin.

Nöroleptanaljezi: Νευρολειψαναλγησια (Nevrolipsanalgisia). Νεύρο (Nevro): Sinir-Λειψις (Lipsis): Nöbet, zabt-Αν (An): Olumsuzluk öneki-Αλγος (Algos): Ağrı. Bir nöroleptik ve bir analjezik (ağrı kesici) ilacın birlikte kullanılmasıyla geliştirilen anestezi (uyuşturma) yöntemi.

Nörolepsi: Νευρολειψις (Nevrolipsis). Νεύρο (Nevro): Sinir-Λειψις (Lipsis): Nöbet, zabt. Sinir sistemi üzerinde tahakküm etme, etkili olma.

Nöroleptik: Νευρολεπτικός (Nevroleptikôs). Sinir sistemi üzerinde etkili olan ilaç. Örn, Trankilizanlar (Sâkinleştiriciler, Müsekkinler) ve Anti-Depresanlar (Depresyonu önleyenler) bu gruba girmektedirler.

Nöroloji: Nευρολογία (Nevrologia). Nεύρο (Nevro): Sinir –Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Sinirbilim, Âsabiye. Dahilî Tıp bilimlerinden biri.

Nöron: Nευρώνας (Nevronas). Sinir hücresi. Sinir sisteminin temel yapı unsuru.

Nöropati: Νευροπαθεια (Nevropathia). Νεύρο (Nevro): Sinir-Παθος (Pathos): Dert, hastalık, duygu, his. Sinir sitemi hastalığı.

Nöropatoloji: Nευροπαθολογία (Nevropathologîa). Νεύρο (Nevro): Sinir –Παθολογια (Pathologia): Hastalıkbilim. Patoloji’nin sinir sistemi ile ilgilenen dalı.

Nöroplasti: Νευροπλαστια (Nevroplastia). Νεύρο (Nevro): Sinir-Πλασσεω (Plaseo): Şekil vermek. Sinirlerin cerrahî yöntemlerle tâmir edilmesi.

Nöropsikiyatri: Νευροψυχιατρια (Nevropsihiatria). Νεύρο (Nevro): Sinir –Ψύχη (Psîhi): Ruh, tin, nefs-Ιατρική (İatrikî): Tabâbet, hekimlik. Nöroloji ve Psikiyatri bilimlerinin birleşmeleriyle meydana gelen bilim dalı.

Nöropsikoz: Nευροψύχωση (Nevropsîhosi). Νεύρο (Nevro): Sinir-Ψύχη (Psîhi): Ruh, tin, nefs-Ωσις (Osis): Durum, hâl.

Nörorafi: Νευροραφή (Nevrorafî). Νεύρο (Nevro): Sinir-Ραφή (Rafî): Dikiş. Kesik bir sinire ait uçların biraraya getirilerek dikilmesi.

Nörosifilis: Νευροσύφιλις (Nevrosîfilis). Νεύρο (Nevro): Sinir-Σύφιλις (Sîfilis): Frengi. Beynin, omuriliğin veya her ikisinin birden Trepanoma Pallidum tarafından tutulması sonucu meydana gelen enfeksiyon.

Nöroşirürji: Nευροχειρουργία (Nevrohirurgia). Νεύρο (Nevro): Sinir-Ηέρι (Heri): El-Ουργια (Urgia): İş, uğraş. Χειρουργία (Hirurgia): Cerrahî. Beyin-Omurilik (Sinir) cerrahisi. [Not: Cerrahî kelimesi aslında Arapça "Cerh" (Yaralama) kökùnden mùlhem olup, Latince’ye "Chirurgia" (Şirurgia), oradan da Fransızca’ya “Chirurgie” (Şirùrji), İngilizce’ye de “Surgery” (Sörcıri) olarak geçmiştir. Muhtemelen Yunanca’ya da buradan geçti fakat alternatif bir teoriye göre de, Yunanca, "Heri" (El) ve "Urgia" (Beceri, iş, çalışma, emek) kelimelerinin birleşmesinden oluşuyor].

Nörotoksik: Νευροτοξικός (Nörotoksikôs). Νεύρο (Nevro): Sinir-Τοξινη (Toksini): Zehir. Sinir dokusu için zehirli nitelikte olan, sinir dokusunu tahrib eden.

Nörotomi: Νευροτομη (Nevrotomi). Νεύρο (Nevro): Sinir –Τομη (Tomi): Kesi, kesim, insizyon. Bir sinirin cerrahî yöntemlerle kesilmesi.

Nörotropik: Νευροτροπικος (Nevrotrpikos). Νεύρο (Nevro): Sinir-Τρόπη (Trôpi): Döndürme, çevirme. Etkisini sinir sitemi üzerinden gösteren. Örn, Nörotrop Virüsler (Polio / Çocuk Felci veya Rabies / Kuduz).

- O -

Odontalji: Όδονταλγια (Ôdo-n-dalgia). Όδούς (Ôdûs) veya Δόντι (Dô-n-di): Diş-Αλγος (Algos): Ağrı. Diş ağrısı.

Odontit: Όδοντειτις (Ôdo-n-ditis). Όδούς (Ôdûs) veya Δόντι (Dô-n-di): Diş-Ειτις (İtis): İltihâbî durum. Diş iltihâbı.

Odontoid: Όδοντοειδη (Ôdo-n-doidi). Όδούς (Ôdûs) veya Δόντι (Dô-n-di): Diş-Ειδος (İdos): Şekil, biçim, suret, nevi, cins. Dişe benzeyen, dişi andıran. Örn, İkinci boyun omurunun (Axis) corpus (cisim) kısmında bulunan çıkıntı; Odontoid Processus.

Odontolit: Όδοντολιθος (Ôdo-n-dolithos). Όδούς (Ôdûs) veya Δόντι (Dô-n-di): Diş-Λιθος (Lithos): Taş. Diş taşı, tartar.

Odontoloji: Όδοντολογια (Ôdo-n-dologia). Όδούς (Ôdûs) veya Δόντι (Dô-n-di): Diş-Λόγος (Lôgos): Bilgi, bilim, kelâm, mantık. Dişbilim.

Odontoma: Όδοντωμα (Ôdo-n-doma). Όδούς (Ôdûs) veya Δόντι (Dô-n-di): Diş-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Dişlerden kaynağını alan veya yapısında diş bulunan tümör.

Odontopriz: Όδοντοπρισις (Ôdo-n-doprisis). Όδούς (Ôdûs) veya Δόντι (Dô-n-di): Diş-Πριονιζω (Prionizo): Biçmek, testere ile kesmek. Diş gıcırdatma.

Odontoterapi: Όδοντοθεραπεια (Ôdo-n-dotherapia). Όδούς (Ôdûs) veya Δόντι (Dô-n-di): Diş-Θεραπεια (Therapia): Tedâvi, Sağaltım. Diş hastalıklarının tedâvisi.

Oftalmia: Οφταλμια (Oftalmia). Οφταλμος (Oftalmos): Göz. Göz iltihâbı. Örn, Ophtalmia Neonatorum (Yenidoğanda görülen ve doğum sırasında annenin genital kanalından geçerken bulaşan mikroorganizmalara bağlı olarak meydana gelen iltihâb.

Oftalmik: Oφθαλμικός-ή-ό (Ofthalmikôs). Göze değgin, göze ilişkin.

Oftalmit: Οφταλμειτις (Oftalmitis). Οφταλμος (Oftalmos): Göz-Ειτις (İtis): İltihâbî durum. Göz iltihâbı.

Oftalmolog: Οφταλμολογος (Oftalmologos). Οφταλμος (Oftalmos): Göz- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Oftalmoloji uzmanı.

Oftalmoloji: Oφθαλμολογία (Ofthalmologia). Οφταλμος (Oftalmos): Göz- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Gözbilim.

Oftalmolojik: Oφθαλμολογικός (Ofthalmologikôs). Οφταλμος (Oftalmos): Göz- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Gözbilimsel.

Oftalmopleji: Οφταλμοπληγή (Oftalmopligî). Οφταλμος (Oftalmos): Göz-Πληγή (Pligî): Darbe, yara, vurgun, inme. Göz kaslarının felci.

Oftalmoskop: Οφταλμοσκοπός (Oftalmoskopôs). Οφταλμος (Oftalmos): Göz-Σκοπός (Skopôs): Gözcü, muâyene eden, bakan. Gözün iç kısımlarını muâyene etmek için geliştirilen ışıklı optik aygıt.

Oksalüri: Οξαλουρια (Oksaluria). Οξαλος (Oksalos): Kuzukulağı-Ουρον (Uron): İdrar. İdrarda Kalsiyum Oksalat kristallerinin bulunması. Dispepsi ile birliktedir.

Oksijen: Oξυγόνο (oksigono): Οξυ (Oksi): Asit- Γονο (Gôno): Oluş, tekvin. Asit oluşlu. Bir kimyevî element. Simgesi O.

Oksimoron: Οξιμορον (Oksimoron). Çelişkili / uyumsuz terimlerin birlikte kullanılmasıyla yaratılan bir etki. Οξυ (Oksi): Keskin, asid-Μορο (Moro): Bebek, bebeğe değgin. Örn. Öldürücü güzellik.

Oksintik: Οξυντικη (Oksintiki). Οξυνω (Oksino): Asid hâline getirmek. Oxyntıc Cells: Mide mukozasında bulunan ve hidroklorik asid yapan hücreler.

Oksit: Οξυδι (Oksidi). Οξυ (Oksi): Asid. Asid niteliğinde olan, asidleştirici.

Oksitosin: Οξυτοκηνη (Oksitokini). Οξυ (Oksi): Asid, asidlendirme-Τοκος (Tokos): Doğum, doğurma. Hipofiz arka lob hormonlarından biri. Süt kanallarındaki kas liflerinin kasılmasına ve dolayısıyla süt ejeksiyonuna sebeb olur. Uterus’un kasılmalarını sağlayan bir hülâsa (öz) olarak, doğum sonrası kanamalarda etkilidir. Kas, damar, ciltaltı veya burun yoluyla hastaya verilebilir.

Oksiyür: Οξιουρης (Oksiuris). Kıl kurdu. Anal bölgede bulunur.

Olekranon: Ολικρανον (Olikranon). Dirsek noktası. Ulna’nın yakınsal arka ucu. Dirsek ekleminin açıcı kaslarının tutunduğu yer.

Oligemi: Ολιγαιμια (Oligemia). Ολιγος (Oligos): Az-Αιμα (Ema): Kan. Kan miktarının azalması.

Oligodendroglioma: Oλιγοδενδρογλύωμα (Oligodendroglîoma). Ολιγοδεντροκυτος (Oligidendrokitos). Ολιγος (Oligos): Az-δεντρο (dendro): Aðaç-κυτος (Kitos): Hùcre, ambar. Sinir Sistemine ait (Beyin’e) ait bir hùcre tipi-γλύα (Glîa): Bað, tutkal-ωμα (oma): Tùmör, ur. Oligodendrositlerden mùtevellit tùmör.

Oligodendrosit: Ολιγοδεντροκυτος (Oligidendrokitos). Ολιγος (Oligos): Az-δεντρο (dendro): Aðaç-κυτος (Kitos): Hùcre, ambar. Sinir Sistemine ait (Beyin’e) ait bir hùcre tipi.

Oligofreni: Ολιγιφρενια (Oligofrenia). Ολιγος (Oligos): Az-Φρενές (Frenês) veya φρένα (Frêna): Şuur. Zekâ geriliğine bağlı olarak bilinç düzeyinin çok düşük olması.

Oligohidramnioz: Ολιγουδραμνιωσις (Oligoidramniosis). Ολιγος (Oligos): Az-Υδρο (İdro): Su-Αμνυος (Amnios): Embryo’yu saran zar, fötal zar-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Amnios sıvısının az miktarda olması durumu.

Oligomenore: Ολιγομηνορροια (Oligominoria). Ολιγος (Oligos): Az-Μήνας (Mînas): Ay-Ρηα (Ria): Akıntı. Âdet kanamaları arasındaki devrenin çok uzun olması (35 günen fazla).

Oligospermi: Ολιγοσπερμια (Oligospermia). Ολιγος (Oligos): Az-Σπερμα (Sperma): Tohum, meni hayvancığı, çekirdek. Menide bulunan sperm sayısının normalden az olması.

Oligüri: Ολιγουρια (Oliguria). Ολιγος (Oligos): Az-Ουρον (Uron): İdrar. İdrar miktarının idrardan az olması, böbrekte üretilen idrar miktarının az olması.

Omfalit: Ομφαλειτις (Omfalitis). Ομφαλός (Omfalôs): Göbek-Ειτις (İtis): İltihâbî durum. Göbek ilithâbı.

Omfalos: Oμφαλός (Omfalôs) veya Aφαλός (Afalôs). Göbek.

Omfalosel: Ομφαλκηλή (Omfalokilî). Ομφαλός (Omfalôs): Göbek-Κηλή (Kilî): Fıtık. Göbek fıtığı.

Omuz: Ώμος (Ômos). Çiğin.

Onikia: Ονυχια (Onihia). Νύχι (Nîhi) veya Όνυξ (Ôniks): Tırnak. Tırnak yatağının akut (aktif) iltihâbı.

Onikofaji: Ονυχοφαγια (Onihofagia). Νύχι (Nîhi) veya Όνυξ (Ôniks): Tırnak-Φαω (Fao): Yemek. Tırnak yeme hastalığı.

Onikogrifoz: Ονυχογριφωσις (Onihogrifosis). Νύχι (Nîhi) veya Όνυξ (Ôniks): Tırnak-Γρυφος (Grifos): Iğrıp, Büyük balık ağı-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Tırnakta görülen kalınlaşma ve çizgi oluşumu.

Onikokriptoz: Ονυχοκρυφωσις (Onihokrifosis). Νύχι (Nîhi) veya Όνυξ (Ôniks): Tırnak-Κρυφος (Krifos): Gizli-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Tırnak batması.

Onikoliz: Ονυχολυσις (Oniholisis). Νύχι (Nîhi) veya Όνυξ (Ôniks): Tırnak-Λυσις (Lisis): Çökme, çözülme, erime. Tırnakların gevşemesi, erimesi.

Onikomikosis: Ονυχομυκωσις (Onihomikosis). Νύχι (Nîhi) veya Όνυξ (Ôniks): Tırnak-Μυκες (Mikes): Mantar-Ωσις (Osis): Durum. Tırnaklarda görülen mantar hastalığı.

Onkojen: Ονκογονο (Onkogono). Ονκος (Onkos): Büyüme-Γονο (Gono): Oluşlu. Tümör meydana getirebilme özelliğine sahib olan, tümörün oluşumu. Örn, Onkojenik virüsler (Kanser yapıcı virüsler).

Onkoliz: Ονκολυσις (Onkolisis). Ονκος (Onkos): (Sağlıksız) Büyüme-Λυσις (Lisis): Erime, çökme, çözülme. Bir neoplazmanın (Yeni oluşum) tahrib olması.

Onkolog: Ονκολογος (Onkologos). Onkoloji uzmanı.

Onkoloji: Ονκολογια (Onkologia). Ονκος (Onkos): (Sağlıksız) Büyüme-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Neoplazmaların (Yeni oluşumların, kanserlerin) incelenmesi ve tedâvisiyle meşgul olan bilim dalı.

Ontogenesis: Οντογενεσις (Ondoyenesis). Οντος (Ondos): Varlık- Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Bireyoluş, varlıkoluş.

Ontogenetik: Οντογενετική (Ondoyenetiki). Οντος (Ondos): Varlık- Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Bireyoluş, varlıkoluş. Bireyoluşsal, varlıkoluşsal.

Ontolog: Οντολογος (Ondologos). Οντος (Ondos): Varlık- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Varlıkbilimci

Ontoloji: Οντολογία (Ondologîa). Οντος (Ondos): Varlık- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Varlıkbilim.

Οpistotonüs: Όπισθοτονος (Ôpistotonos). Όπισω (Ôpizo) veya Οπισθενο (Ôpistheno): Arka, geri, sırt-Τονος (Tonos): Kuvvet, dirilik, gerginlik. Tetanik spazmda vücudun aşırı derecede gerilmesi.

Opsonin: Οψονινη (Opsonini). Οψονιω (Opsonio): Biriktirme. Normal hücrede mevcut olan ve Antijenle (Karşıt oluşlu madde) birleşen bir Antikor (Antijen’in karşıtı) olup, hücreyi fagositoza (yabancı hücreyi yutma) hazır hâle getirir.

Optik: Oπτική (Optikî). Οψις (Opsis): Görme. Görmeye değgin, görmeyle ilgili. Fizik biliminin bir dalı.

Optometri: Oπτομετρια (Optometria). Οψις (Opsis): Görme, görüş-Μετρον (Metron): Ölçü, ölçme. Görme eylemindeki doğruluk dercesinin ölçülmesi.

Organ: Οργανων (Organon).

Organik: Όργανικός (Ôrganikôs). Uzvî, bir organa ait olan, hayat ile ilgisi bulunan.

Organizma: Οργανωσις (Organosis). Organon: Âlet, edavat. Yaşayan bir hücre veya görevleri ayrı hücrelerin bir araya gelmesi ile ortaya çıkan canlı varlık. Örgütlenmiş olan canlı varlık.

Orgazm: Οργασμός (Orgasmôs). Cinsî heyecanın zirve noktası.

Ornitoloji: Ορνιτολογία (Ornitologîa). ¨Ορνις (Ôrnis): Kuş-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Kuşbilim.

Ornitoz: Ορνιτωσις (Ornitosis). ¨Ορνις (Ôrnis): Eski Yun. Kuş-Ωσις (Osis): Hâl, durum bildiren bir ek. Kuşlara ait hastalıkların insanlarda görülen formları.

Orşidopeksi: Oρχειδοπεξεις (Orhidopeksis). Όρχις (Ôrhis): Haya, husye, testis, erbezi-Πεξεις (Peksis): Sâbitleme, fiksasyon. Hayaların sâbitlenmesi.

Orşiektomi: Oρχεοεκτομή (Orheoektomî). Όρχις (Ôrhis): Erbezi, haya- Eκτομή (Ektomî): Cerrahî olarak çıkarma. Erbezinin cerrahî yöntemle çıkarılması.

Orşiyon: Όρχις (Ôrhis). Erbezi, haya. Badak.

Orşit: Oρχίτις (Orhîtis) veya ορχίτιδα (Orhîtida). Testis yangısı.

Ortodonti: Ορθοδοντια (Orthodo-n-dia). Όρθός (Ôrthôs): Dik, dosdoğru, düz, ayak üstünde, ayakta, amudî-Δοντι (Do-n-di): Diş. Dişlerdeki şekil bozukluklarının tedâvi edilmesi ile ilgilenen dişhekimliği kolu.

Ortopedi: Oρθοπαιδική (Orthopedikî). Όρθός (Ôrthôs): Dik, dosdoğru, düz, ayak üstünde, ayakta, amudî-Παιδί (Pedî): Çocuk. Eskiden, çocuklarda rastlanan şekil bozukluklarının düzeltilmesi ile ilgili olarak kullanılan bir terim. Modern dönemde, lokomotor (kas-iskelet) sistemin bütün hastalıkları ile ilgilenen bir cerrahî bilim dalı.

Ortopne: Ορθοπνεα (Orthopnea). Όρτός (Ôrthôs): Dik, dosdoğru, düz, ayak üstünde, ayakta, amudî-Πνέω (Pnêo): Solumak, nefes lamak, teneffüs etmek. Dik durumdayken ortadan kalkan nefes darlığı.

Ortopsi: Ορθοψις (Orthopsis). Όρτός (Ôrthôs): Dik, dosdoğru, düz, ayak üstünde, ayakta, amudî-Οψις (Opsis): Görme. Gözdeki kas dengesizliğinin düzeltilmesi.

Ortostatik: Ορθοστατικη (Orthostatiki). Όρτός (Ôrthôs): Dik, dosdoğru, düz, ayak üstünde, ayakta, amudî-Στατικός (Statikôs): Durdurucu, duran. Vücudun dik durmasına bağlı olarak gelişen. Örn; Ortostatik Hipotansiyon.

Osmiyum: Οσμιο (Osmio). Οσμία (Osmia): Koku. Bir kimyevî element. Os.

Osmoz: Όσμωση (Ôsmosi). İmpuls. Osmotik basıncın etkisi ile suyun, bir zardan geçmesi.

Osteit: Οστειτις (Ostitis). Οστεον (Osteon): Eski yun. Kemik (buradan Latince’ye “Os” olarak geçmiş olup kelimenin orijinali Yunanca’dır)-Ειτις (İtis): İltihâbî durum. Kemik iltihâbı.

Osteoartrit: Οστεο-αρθρειτις (Osteo-arthritis). Οστεον (Osteon): Kemik-Αρθρωσις (Arthrosis): Eklem, mafsal-Ειτις (İtis): İltihâbî durum.

Osteoblast: Οστεοβλαστος (Osteovlastos). Οστεον (Osteon): Kemik-Βλαστος (Vlastos): Filiz, germ, tohum. Kemik dokusunu meydana getiren hücre, primer (birincil) kemik hücresi.

Osteodistrofi: Οστεοδυστροφή (Osteodistrofî). Οστεον (Osteon): Kemik-Δυς (Dis): Zorluk, güçlük, müşkülât bildiren bir önek-Τρέφω (Trêfo): Beslemek. Kemiğin hatalı büyümesi, gelişmesi.

Osteofaj: Οστεοφάγος (Osteofâgos). Οστεον (Osteon): Kemik-Φάγος (Fâgos): Yiyen, yiyici. Kemik yiyici, osteoklast.

Osteofaji: Οστεοφαγία (Osteofagîa). Οστεον (Osteon): Kemik-Φαω (Fao): Yemek yemek. Kemik yiyicilik.

Osteofit: Οστεοφυτο (Osteofito). Οστεον (Osteon): Kemik-Φυτο (Fito): Bitki. Özellikle eklem yüzeylerinde meydana gelen kemik büyümeleri veya mahmuz şeklindeki kemik çıkıntıları.

Osteofoni: Οστεοφωνια (Osteofonia). Οστεον-Φωνη (Foni): Ses. Ses dalgalarının, kemikler aracılığıyla iç kulağa iletilmesi.

Osteokondrit: Οστεοχοντρειτις (Osteoho-n-dritis). Οστεον (Osteon): Kemik-Χονδρος (Hondros): Kıkırdak-Ειτις (İtis): İltihâbî durum. Kemiklerin ve kıkırdakların birlikte iltihâbî durumu.

Osteokondrom: Οστεοχοντρωμα (Osteoho-n-droma). Οστεον (Osteon): Kemik-Χοντρος (Hondros): Kıkırdak-Ωμα (Oma): Tümör, Ur. Kemik ve kıkırdakların iyi huylu tümörü.

Osteoklasis: Οστεοκλαση (Osteoklasi). Οστεον (Osteon): Kemik-Κλαδεύω (Kladevo): Budamak. Bir kemiğin budanması, yıkıma uğratılması.

Osteoklast: Οστεοκλαστος (Osteoklastos). Οστεον (Osteon): Kemik-κλαδεύω (Kladevo): Budamak, yıkıma uğratmak. Kemik dokusunu tahrib eden, yıkan hücre. İstenmeyen kemik dokularının yıkımını sağlar.

Osteoklastom: Οστεοκλαστωμα (Osteoklastoma). Οστεον (Osteon): Kemik-Kλαδεύω (Kladevo): Budamak, yıkıma uğratmak. Kemik dokusunu tahrib eden, yıkan hücre-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Osteoklast menşeli bir tür tümör.

Osteolitik: Οστεολυτικός (Osteolitikôs). Οστεον (Osteon): Kemik-Λυσις (Lisis): Erime, çökme, çözünme. Kemik dokusunun tahrib olması.

Osteoma: Οστεωμα (Osteoma). Οστεον (Osteon): Kemik-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Kemik tümörü.

Osteomalaki: Οστεομαλακία (Osteomalakîa). Οστεον (Osteon): Kemik-Μαλακία (Malakîa): Yumuşaklık. Kemikte bulunan Ca ve P’un, dokudan uzaklaşması sonucu meydana gelen kemik yumuşaması.

Osteomiyelit: Οστεομυελειτις (Osteomiyelitis). Οστεον (Osteon): Kemik-Μυαλα (Miala): İlik-Ειτις (İtis): İltihâbî durum. Kemik iliğinin iltihâbı.

Osteopati: Οστεοπαθεια (Osteopathia). Οστεον (Osteon): Kemik-Παθος (Pathos): Hastalık, duygu, his, dert. Kemiklere ait herhangi bir hastalık, kemik hastalığı, hastalıkların büyük bir çoğunlukla, uygun manipülasyonlarla düzeltilmesi mümkün olan iskelet sistemi bozukluklarına bağlı olduğunu ileri süren bir teori.

Osteopetroz: Οστεοπετρωσις (Osteopetrosis). Οστεον (Osteon): Kemik-Πετρα (Petra): Taş, kaya-Ωσις (Osis): Durum, hâl belirten bir sonek. Kemiðin taşlaşması. Albers-Schoenberg disease.

Osteoplasti: Οστεοπλαστια (Osteoplastia). Οστεον (Osteon): Kemik- Πλασσεω (Plaseo): Şekil vermek, şekillendirmek. Kemiklerle ilgili olarak gerçekleştirilen herhangi bir plastik ameliyat.

Osteoporoz: Οστεοποροσις (Osteoporosis). Οστεον (Osteon): Kemik-Πόρος (Pôros): Geçit, hava deliği, mecra. Kemikteki Ca ve P miktarının aşırı derecede absorbe edilmesi sonucu kemik yoğunluğunun azalması.

Osteosarkom: Οστεοσαρκωμα (Osteosarkoma). Οστεον (Osteon): Kemik-Σαρκα (Sarka): Et-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Kaynağını kemik dokusundan alan sarkom.

Osteosit: Οστεοκυτος (Osteokitos). Οστεον (Osteon): Kemik-Κυτος (Kitos): Hücre. Kemik hücresi.

Osteoskleroz: Οστεοσκληροσις (Osteosklirosis). Οστεον (Osteon): Kemik-Σκλήρος (Sklîros): Sert-Ωσις (Osis): Duru, hâl anlamı veren bir sonek. Kemik dokusunda görülen yoğunluk artışı veya kemik dokusunun aşırı derecede sertleşmesi.

Osteotom: Οστεοτομος (Osteoτomos). Οστεον (Osteon): Kemik-Τομη (Tomi): Kesme, kesit, insizyon. Kemiğin kesilmesi için kullanılan bir aygıt.

Osteotomi: Οστεοτομη (Osteotomi). Kemiğin kesilmesi.

Otalji: Αυταλγια (Aftalgia). Αυτι (Afti): Kulak-Αλγος (Algos): Ağrı. Kulak ağrısı.

Otikus: Αυτικός (Aftikôs). Aυτι (Afti): Kulak. Kulağa değgin, kulaksal.

Otit: Αυτειτις (Aftitis). Αυτι (Afti): Kulak-Ειτις (İtis): İltihâbî durum. Kulak iltihâbı. Örn. Otitis İnterna (İç kulak iltihâbı).

Otokton: Αυτοκτονος (Aftoktonos). Yerli, eski, en eski. Örn. Otokton kaslar: Sırt bölgesinde bulunan ve insan türünün en eski kas gruplarından biri olarak kabul edilen kas grubu.

Otolit: Αυτολιθος (Aftolithos). Αυτι (Afti): Kulak-Λιθος (Lithos): Taş. İç kulaktaki membranöz labirentte meydana gelen kalkerli birikimler.

Otoloji: Αυτολογία (Aftologîa). Αυτι (Afti): Kulak- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. Kulakbilim.

Otomikoz: Αυτομυκωσις (Aftomikosis). Αυτι (Afti): Kulak-Μυκετες (Miketes): Mantar-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren bir sonek. Dış kulak yoluna ait mantar enfeksiyonu.

Otonom: Αύτoνόμος (Aftonômos). Kendi nizâmıyla idâre olunan, otonom. Örn; Otonom Sinir Sistemi.

Otore: Αυτόρροια (Aftôria). Αυτι (Afti): Kulak-Ρηα (Ria): Akıntı. Kulaktan kan veya BOS (Beyin Omurilik Sıvısı) gelmesi.

Otorinolaringoloji: Αυτορινολαρυγγολογία (Aftorinolarigologîa). Αυτι (Afti): Kulak-Ρις (Ris): Burun-λαρυγγας (Larigas): Gırtlak. Kulak-Burun-Boğaz hastalıklarıyla ilgilenen anabilim dalı.

Otoskleroz: Αυτοσκλήρωσις (Aftosklîrosis). Αυτι (Afti): Kulak-Σκλήρος (Sklîros): Sert-Ωσις (Osis): Durum, hâl belirten bir sonek. İç kulaktaki kemik labirentte teşekkül eden ve ilerleyici sağırlık sebebi olan yeni kemik oluşumların meydana gelmesi.

Otoskop: Αυτοσκοπος (Aftoskopos). Αυτι (Afti): Kulak –Σκοπος (Skopos): Bakan, gözleyen, muayene eden. Kulak muâyenesinde kullanılan bir cihaz, Auriscope.

Ototoksik: Αυτοτοξικος (Aftotoksikos). Αυτι (Afti): Kulak-Τοξινη (Toksini): Zehir. Kulak üzerinde toksik etkisi olan.

Ovariektomi: Ώάριονεκτομη (Ôârionektomi). Ovaryum’un (Yumurtalık) cerrahî olarak çıkarılması.

Ovariotomi: Ώάριοτομη (Ôâriotomi). Υumurtalığın kesisi, insizyonu. Ovaryum’un çıkarılması anlamında da kullanılmaktadır.

Ovarit: Ώάρειτις (Ôâritis). Ώάριον (Ôârion): Yumurtalık-Ειτις (İtis): İltihâb. Yumurtalık iltihâbı, Ooforit.

Ovaryum (Ooforon). Ώάριον (Ôârion) veya Ώόφερουσα (Ôôferusa: Yumurta taşıyıcı). Yumurtalık.

Ovoferektomi (Ooferektomi): Ώάριονεκτομη (Ôarionektomi). Ώάριον (Ôârion): Yumurtalık-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarmak. Bir ovaryumun (Yumurtalık) cerrahî yöntemlerle çıkarılması.

Ovoforit: Ώάρειτις (Ôâritis). Ώάριον (Ôârion): Yumurtalık-Ειτις (İtis): İltihâbî durum. Ovaryum iltihâbı.

Ovoforosalpinjektomi (Ooforosalpinjektomi): Ώόφοροσαλπυγγεκτομη (Ôôforosalpigektomi). Ώάριον (Ôârion): Yumurtalık-Σαλπυγγας (Salpigas): Borazan / Rahiym tübü / Tuba Uterina-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Bir ovaryumun ve aynı taraftaki Fallop borusunun birlikte cerrahî olarak çıkarılması.

Ovojenez: Ώογένεσις (Ôoyenênesis). Ώόν (Ôôn): Yumurta-Γένεσις (Yênesis): Oluş, tekvin. Ovaryum’da (Yumurtalık), yuymurta üretimi ve şekillendirilmesi.

Ovosit: Ώοκυτος (Ôokitos). Ώόν (Ôôn) veya Ώβεον (Ôveon): Yumurta-Κυτος (Kitos): Hücre. Yumurta hücresi.

Ovosperm (Oosperm): Ώόσπερμα (Ôôsperma). Ώόν (Ôôn): Yumurta-Σπερμα (Sperma): Tohum, meni hayvancığı. Döllenmiş durumdaki yumurdaki, yumurta ve spermin birlikye olması hâli.

Ozaena: Οζεινα (Ozina). Οζεινω (Ozino): Eski Yun., koklamak. Burunda mukozanın atrofiye (gerilemeye) uğraması. Kabuklanma ve kötü bir kokuyla birliktedir.

Ozon: ¨Οζον (Ozon). Oksijen’in allotropik şekli. Güçlü bir oksidasyon yeteneğine sahibtir.

- Ö -

Ödem: Οιδημα (İdima). Şişlik, ödem. Dokularda normalden fazla sıvı birikmesi.

Öfemizm: Εύφημισμός (Evfimismos). Ευ (Ef, ev): Hoş, gùzel-φημή (Fimî): Şan, şöhret, nâm. Gùzel nâm.

Öfori: Εύφορία (Evforîa). Εύφραινομαι (Evfrenome): Sevinmek. Neşeli olma hâli (çakırkeyflik).

Öjenik: Ευγενος (Evgenos). Öjenizm’e değgin.

Öjenizm: Ευγενισμος (Evgenismos). Εύγονία (Evgonia): Seçmeye dayalı yetiştirme yöntemi yoluyla insan soyunun / ırkının kalitesini yükseltme kuramı.

Ökaryotik: Ευκαρίοτικη (Efkaryotîki). Ευ (Ef, ev): Hoş, gùzel- Καρυος (Karios): Öz, çekirdek- Gùzel ùrùne (çekirdek, öz) ilişkin.

Önükoid (Enukoid): Ευνούκος (Evnukos): Hadım, buruk, enenmiş, iğdiş edilmiş. Örn. Önükoid Tip.

Ösofagus: Οισοφάγος (İsofâgos). Yemek borusu. Farinks (Yutak) ile Mide arasında uzanan muskulo-membranöz (kas-zar yapıda) kanal. Aşyolu, kızılünük, örtlek, yutku.

Ösofajektazi: Οισοφαγεκτασις (İsofagektasis). Οισοφάγος (İsofâgos): Aşyolu, yemek borusu-Eκτασις (Ektasis): Genişleme, temdit. Yemek borusunun aşırı genişlemesi.

Ösofajektomi: Οισοφαγεκτομη (İsofagektomi). Οισοφάγος (İsofâgos): Aşyolu-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Yemek borusunun bir bölümünün veya tamamının cerrahî olarak çıkarılması.

Ösofagoskop: Οισoφαγοσκοπος (İsofagoskopos). Οισoφάγος (İsofâgos): Aşyolu-Σκοπός (Skopôs): Gözcü, bakıcı, muâyene edici. Aşyolunu muâyene amaçlı kullanılan bir tür endoskopik cihaz.

Ösofagostomi: Οισοφαγοστομια (İsofagostomia). Οισοφάγος (İsofâgos): Aşyolu-Στομα (Stoma): Ağız. Yemek borusu ile boyun kökünün cildi arasında cerrahî bir fistül (kanal) oluşturulması. Hastanın geçici olarak beslenmesi amaçlanır.

Ösofagotomi: Οισιφαγοτομη (İsofagotomi). Οισοφάγος (İsofâgos): Aşyolu-Τομη (Tomi): Kesme, kesi, insizyon. Yemek borusunun kesisi.

Östrojen: Οστραγονο (Ostrogono). Ovarium (Yumurtalık) follikül hormonu olan östradiol ile, bunun türevi olan Östron’a benzer etkideki sentetik bileşiklere verilen isim. “Ostros”, Eski Yunanca, ‘Öfke’ anlamındadır.

Ötanazi: Ευθανατος (Evthanatos). Ευ (Ev): Hoş, güzel. Θαναθος (Thanatos): Ölüm. Tatlı ölüm, Hoş ölüm. Tıp terimi olarak, Kişinin kendi irâdesiyle ölüme terkedilmesi.

Ötokos: Ευτόκος (Evtokos). Ευ (Ev): Hoş, güzel-Τόκος (Tôkos): doğum, doğurma. Herhangi bir komplikasyon (yan etki) olmaksızın meydana gelen doğum olayı.